Serinin 3. Kitabı Osman. Yeşil Peri Gecesi'ni okurken Şebnem'in gözünden Osman'ı görmüştüm, dilinden dinlemiştim. Osman'ı kendinden dinlemeyi heyecanla bekliyordum. Heyecanla başladım okumaya. Okudukça heyecanım yerini öfke, acı, hüzün, yalnızlık, sevgi, sevgisizlik kısacası Osman'ın yaşadığı duygulara bıraktı.
Kitabı okurken bazen, Osman karşımdaymış gibi, hayır o öyle değil, yanlış biliyorsun, diyesim geldi. Bazen omuzlarından tutup silkeleyip, hadi artık kendine gel, sen bunları hak etmiyorsun, diyesim geldi. Yeri geldi Osman'ın o satırları yazarken gözünden akan yaş benim gözümden döküldü. Yeri geldi ben de Osman gibi buruk bir acıyla tutunmaya çalıştım hayata.
Tüm duyguları okuyucuya yaşatacak kadar gerçek bir kurgu. Romandaki karakterler o kadar gerçek ki sanki yan komşumuz gibi, bir tanıdığımız hissettiriyor kişilerin hayatlarını, yaşadıklarını okudukça.
Aile olabilmek, aileni, kendini, çocuğunu sevmek bu üçlemede o kadar güzel hissettirilmiş ki ... Sevilmeyen bir çocuk, sevilmeyen ve sevmeyi bilmeyen bir genç, sevemeyen bir yetişkin... Heba olan hayatlar... Keşke sevgi olsaydı Şebnem'in ailesinde, keşke sevseydi annesi Şebnemi. Keşke sevseydi babası Osman'ı. Savrulup gitmektense birbirlerinde hayat bulan bir çift olurlardı belki de.
Osman, okuyucuyu olayların akışına kaptıran, yazarın kalemine hayran bıraktıran bir roman. Psikolojik tahliller o kadar güzel süslemiş ki satırları okurken karakterler gerçeğe bürünüp oturuyor karşımıza.
Keşke sonun böyle olmasaydı Osman...