Bu eski "aptal rolü oyna", "" erkeğin kazanmasına izin ver" ya da "patron oymuş gibi davran" talimatları tabii ki artık çağdışı kaldı. Ama verdikleri mesaj hala temel kural olarak pek çok kadının bilinçaltında yaşıyor: Zayıf cins güçlü cinsi, zayıf cinsin gücünü fark etmekten korumalı ki, güçlü cins zayıf cinsin gücü karşısında güçsüzlüpe düştüğünü hissetmesin. Erkeklerin kendilerini daha güçlü hissetmelerini sağlamak için zayıf davranmayı ve kendi gücümüzden vazgeçerek erkekleri güçlendirmeye öğreniyoruz.
Benliksizleşme, kişinin kendi benliğinin (düşünce, istek, inanç ve hırslarının) ilişkiden gelen baskılar altında çok fazla "tartışılabilir" hale gelmesi demek. Benliği uzlaşmaya en açık olan kişi, farkına bile varmadan benliksizleşmeyi kaçınılmaz olarak yaşayabiliyor. En çok özveride bulunan taraf, bastırılmış öfke ile doluyor, sonuçta da bunalım ve diğer duygusal sorunlara karşı korunmasız hale geliyor.
Yaşamımız pes etmekten ve idare etmekten ibaret kaldığında, başka insanların duygu ve tepkilerinin sorumluluğunu yüklendiğimizde, kendi gelişimimizi sürdürmek ve kendi yaşamlarını nitelik kazandırmak şeklindeki asıl sorumluluğuzu feda ettiğimizde, ilişkiyi sürdürmek benlik sahibi olmaktan daha önemliymiş gibi davrandığımızda, öfke kaçınılmaz olacaktır. Ama tabii ki bu öfkeyi doğrudan yaşamamız yasaklanmıştır. Çünkü "iyi kızlar" asla "öfkeli kadınlar" olamazlar.