Byung-Chul Han bu kitapta şunu söylüyor: “Aşk vardı ama biz onu çok meşgul ettik.”
Eskiden Eros gizemliydi, uzaktı, insanı yerinden ederdi. Şimdi ise Eros, mesajı görüldü mü görülmedi mi diye stres yaşayan bir varlık hâline geldi.
Kitabın temel derdi şu:
Artık kimse kimseye gerçekten uzak değil, ama herkes birbirine fazlasıyla yakın. Ve bu yakınlık, garip bir şekilde aşkı öldürüyor. Çünkü Han’a göre aşk; risk ister, belirsizlik ister, biraz da “acaba?” ister. Biz ise her şeyi netleştirdik: Profil var, açıklama var, konum açık. Eros daha ne yapsın?
Han, modern insanı öyle güzel özetliyor ki:
Herkes özgür, herkes kendine âşık, herkes kendini geliştiriyor… ama kimse kimseye gerçekten katlanmıyor. Çünkü öteki zahmetli. Eros ise tam olarak orada yaşıyor: zahmette.
Okurken insan bir an durup düşünüyor:
“Biz aşkı mı yaşayamıyoruz, yoksa optimize mi ettik?”
Her şey hızlı, verimli, sorunsuz. Ama aşk sorunsuz olunca, kitapta da dediği gibi, ruhsuz bir projeye dönüşüyor.
Özetle:
Eros’un Istırabı, “niye kimse kimseye tahammül edemiyor?” sorusuna felsefi ama tokat gibi cevaplar veren incecik bir kitap. Okuyorsun, biraz canın sıkılıyor, biraz gülümsüyorsun ve sonunda şunu diyorsun:
“Galiba aşkı kaybettik ama çok güzel raporladık.”