NuRuveyda

NuRuveyda
@NuRuveyda
Okuduklarım yolumu aydınlatırken okumadıklarım heyecanımı perçinliyor; okuma iştahımı artırıyordu... Ve tam olarak kafayı yememe milyonlarca kitap kalmıştı.
A'mak-ı Hayal İncelemesi ( Zordu ama başardım sanırım :) )
10/10
·204 syf.··
Beğendi
·
2026 44. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 12:39
Dünya ile inancı arasında sıkışmış; arayış içindeki bir adamın, hayalin derinliklerinde alt metni dolu mitolojik hikayelerin bir karakteri olarak hikayeden hikayeye, hakikatten hakikate geçişlerini okuyoruz. Esas konu hakikat tabii ki. (“Ben küfür ile imandan, ikrar ile inkârdan, tasdik ile kuşkudan meydana gelmiş bir şey olmuştum. Kalben inkâr ettiğimi aklen tasdik eder, aklen reddettiğimi kalben kabul ederdim”) Ana karakterlerimiz Raci (hakikat ve anlam arayıcısı) ve Aynalı Baba (hakikate hangi yoldan gidileceğini bilen derviş). Bu karmaşa ve şüphelerden kurtulmak için, ileri gelen alimlerle görüşür ama bir sonuç alamaz ya da aldığı sonuçlar onu tatmin etmez. Günün birinde, her gün önünden geçtiği şehrin mezarlığındaki kulübede yaşayan, ney üfleyip gazeller okuyan Aynalı Baba’nın yanına gider. İçindeki şüphelerini Aynalı Baba’ya anlatarak yardım ister. Onunla her gün görüşür. Görüştüğü bu günler kitapta bölümler halinde yer alır. Her bölüm aynı zamanda Raci’nin kafasındaki bir sorunun cevabı niteliğindedir. BÖLÜMLER 1. Gün: Hiçlik Zirvesi – “Nirvana, Nirvana!” Buddha önderliğinde Hiçlik Zirvesi’ne yolculuk yapar ama bu yol kolay bir yol değildir. Öncelikler arzularını yok etmesi gerekmektedir fakat başarılı olmaz ve Hiçlik Zirvesi’ne ulaşamaz. 2. Gün: “Yâ nûr! Yâ nûr! Karanlıkları nûr et.” Zerdüşt topluluğuyla savaşçı olarak bir mücadeleye katılır. Asıl olan Ehrimen ve Hürmüz’üb mücadelesine tanıklık eder. Sonuç olarak yeryüzünden karanlığın (kötülüğün) yok edilemeyeceğini ve hatta yok edilirse aydınlığın (iyiliğin) bir manasının kalmayacağını anlar. 3. Gün: Devr-i Daim Raci'nin suda kendi aksiyle bütünleştiği, evrendeki her şeyin başladığı yere döneceğini ve sonsuzluğu idrak ettiği evredir. **4. Gün: İmtihan Meydanı, Arifler
A'mâk-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202122,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir Akrep Burcu İnsanının Aldığı İntikamın Kitabı İncelemesi :)
7/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 14:53
Hadleyburg, sınanmamış dürüstlüğüyle övünen insanların yaşadığı sakin, sıradan, olabildiğince olaysız bir kasaba. Dürüstlükleriyle o kadar övünüyorlar ki ister istemez "bu kadar övünüyorlarsa kesin orada bir sıkıntı vardır" hissi geliyor. Zamanında kasabalarına gelen ve bir şekilde ayıp ettikleri yabancı (tahminen akrep burcu) tam burada devreye girip “Madem bu kadar güveniyorsunuz kendinize, alın size bir çuval altın” diyerek hem intikam alıyor hem de bütün kasabayı psikolojik survivor yarışmasına çeviriyor. Kasabanın temel mottosu şu: “Biz dürüstüz.” Ama bu dürüstlük öyle içten gelen bir erdem değil; daha çok vitrinde duran, tozu alınmış bir aile gümüşlüğü gibi. Kimse gerçekten sınanmamış. Yani ortada ahlak mı var, yoksa sadece fırsatsızlık mı var, belli değil. Twain’in bütün mizahı da buradan doğuyor zaten: İnsanlar kendilerini erdemli sanıyor çünkü henüz başlarına düzgün bir bela gelmemiş. Kasabaya gizemli bir yabancının gönderdiği altın torbası adeta toplu karakter testi oluyor. Ve ne ilginçtir ki, kasabanın en “saygın” insanları “Aslında o ödül bana ait olabilir” diye düşünmeye başlıyor. Dürüstlük bir anda esnemeye başlıyor; önce küçük bir mantık oyunu, sonra ufak bir yalan, ardından “Zaten teknik olarak hırsızlık sayılmaz” seviyesine geliyorlar. Twain burada insan doğasını öyle acımasız ama komik bir şekilde anlatıyor ki okurken hem gülüyor hem de “Biz olsak ne yapardık acaba?” diye kendinize soruyorsunuz. Çünkü karakterlerin çoğu kötü insanlar değil. Yazarın başarısı da burada: Karakterler karikatür gibi görünse de fazla gerçekler.Özellikle kasabanın topluca rezil oluş süreci inanılmaz keyifli. Herkes birbirinin dürüstlüğüne güveniyor ama aynı zamanda gizlice birbirinden şüphe ediyor. Kitabın dili de oldukça iğneli. İnsanları doğrudan
Edebiyat & Roman
Hadleyburg'ü Yozlaştıran AdamMark Twain · Can Yayınları · 20201,121 okunma
Suzan Defter “Aynı Günün Farklı İki Yalnızı” İncelemesi
Puan vermedi·128 syf.··
2026 5. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 14:38
Ayfer Tunç bize bu kitapta klasik bir “aşk hikâyesi” sunmuyor. Burada işler biraz daha karışık: iki yalnız insan, iki ayrı günlük, bolca iç ses ve “Hayatı uzun sürmüş bir sıkıntıdan ibaretti” cümlesinin farklı yansımaları… Kitabın en eğlenceli tarafı; biçimi. Sol sayfada erkek karakterin günlüğü, sağ sayfada kadın karakterinki. Yani dedikodu çift taraflı (keşke her dedikodu bu şekilde iletilseydi isteği...). İsterseniz bir tarafı bitirip diğerine geçiyorsunuz, isterseniz aynı günü iki farklı bakış açısından okuyorsunuz. Kısacası kitap size diyor ki: “Haklı olan kim, kendin karar ver.” Ama siz sayfalar ilerledikçe şunu fark ediyorsunuz: Haklı olan yok, kırgın olan çok. Derya karakteri adeta “Hayatta Kendine Rol Bulamayanlar Derneği” başkanı. Kendi kimliğini kuramamış; kardeş, eş, arkadaş gibi yan rollerle yetinmiş. Başrol olmak istemiş ama senaryo hep başkasının elinde. O olmayınca da başkalarının hayatlarını kendi hayatı gibi benimsemeye başlamış. Yani tam anlamıyla duygusal bir “misafir oyuncu”. Ek­mel Bey ise hayatı “uzun süren bir sıkıntı” olarak tanımlayabilecek kadar motivasyonu düşmüş bir avukat. Evi satmak istemiyor ama alıcılarla sohbet etmek için satılığa çıkarıyor. Düşünün, yalnızlık öyle bir boyutta ki emlak ilanı açmak terapi yöntemi olmuş. “3+1, güney cephe, içi umut dolu (şaka, umut yok).” Derya da Ek­mel gibi yalnız. Hatta öyle yalnız ki evi almayacağını bile bile alıcıymış gibi Ek­mel’in kapısını çalıyor. Bu noktada insan şunu düşünüyor: Türk edebiyatında flört yöntemleri gerçekten çok yaratıcı. İkilinin kesişmesi romantik bir komedi gibi başlamıyor; daha çok “iki kırık sandalye birbirine yaslanırsa düşmez” mantığıyla ilerliyor. İçlerinde birikmiş “irin” dolu yalnızlıklar var (evet, mecaz biraz sert ama
Edebiyat & Roman
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,2bin okunma
“Bırak Konuşsunlar” Demenin Felsefesi
7/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2026 14:00
John Stuart Mill’in Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü Üzerine adlı eseri, 19. yüzyıldan günümüze uzanan bir “ya bir susun” çağrılarına karşı yazılmış en uzun ve en kibar itiraz metinlerinden biridir. Mill’in temel derdi şudur: İnsanlar konuşsun. Yanlış da olsa, saçma da olsa, hatta sinir bozucu derecede yanlış olsa bile. Mill’e göre bir fikri yasaklamak iki ihtimal barındırır: 1. O fikir doğru olabilir (ki bu durumda geçmiş olsun). 2. O fikir yanlış olabilir ama doğru fikrin kas yapmasını sağlar. Yani Mill, yanlış fikirleri adeta felsefi bir spor salonu ekipmanı gibi görür. Ağırlık kaldırmadan kas yapılmadığı gibi, saçma fikirler olmadan da sağlam düşünce gelişmez. Tabii bu görüş, “Ama o fikir çok saçma!” diyenler için oldukça sinir bozucudur. Mill ise bu itiraza kısaca şöyle der: “Evet. Ve?” Mill, toplumun birey üzerindeki baskısını anlatırken devlet sansüründen çok daha tehlikeli bir şeye işaret eder: çoğunluğun fikir diktatörlüğü. Yani kimse seni tutuklamaz ama herkes sana “ayıp”, “olmaz”, “bizde öyle değil” der. Ve bir bakmışsın, kendi kendini sansürlemeye başlamışsın. Mill bu durumu fark etmiş olacak ki, kitabın satır aralarında adeta şunu fısıldar: “Devlet susturur, geçer. Ama toplum susturursa, sen de ona katılırsın.”
Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü ÜzerineJohn Stuart Mill · Can Yayınları · 20203,640 okunma
Eros’un Istırabı – “Aşk Öldü Ama Bildirimleri Açık” İncelemesi
4/10
·64 syf.··
2025 6. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 19 Temmuz 2025 15:31
Byung-Chul Han bu kitapta şunu söylüyor: “Aşk vardı ama biz onu çok meşgul ettik.” Eskiden Eros gizemliydi, uzaktı, insanı yerinden ederdi. Şimdi ise Eros, mesajı görüldü mü görülmedi mi diye stres yaşayan bir varlık hâline geldi. Kitabın temel derdi şu: Artık kimse kimseye gerçekten uzak değil, ama herkes birbirine fazlasıyla yakın. Ve bu yakınlık, garip bir şekilde aşkı öldürüyor. Çünkü Han’a göre aşk; risk ister, belirsizlik ister, biraz da “acaba?” ister. Biz ise her şeyi netleştirdik: Profil var, açıklama var, konum açık. Eros daha ne yapsın? Han, modern insanı öyle güzel özetliyor ki: Herkes özgür, herkes kendine âşık, herkes kendini geliştiriyor… ama kimse kimseye gerçekten katlanmıyor. Çünkü öteki zahmetli. Eros ise tam olarak orada yaşıyor: zahmette. Okurken insan bir an durup düşünüyor: “Biz aşkı mı yaşayamıyoruz, yoksa optimize mi ettik?” Her şey hızlı, verimli, sorunsuz. Ama aşk sorunsuz olunca, kitapta da dediği gibi, ruhsuz bir projeye dönüşüyor. Özetle: Eros’un Istırabı, “niye kimse kimseye tahammül edemiyor?” sorusuna felsefi ama tokat gibi cevaplar veren incecik bir kitap. Okuyorsun, biraz canın sıkılıyor, biraz gülümsüyorsun ve sonunda şunu diyorsun: “Galiba aşkı kaybettik ama çok güzel raporladık.”
Eros'un IstırabıByung-Chul Han · Metis Yayıncılık · 20191,495 okunma