Bazı kişiler tarafından Rus edebiyatının kurucusu kabul edilen Puşkin’in, realistliğiyle öne çıkan kitabı, Yüzbaşının Kızı’nı tanıtmaya çalışacağım. Sürekli olay akışının içinde tutmasıyla sıkılmadan okuyabileceğiniz bir kitap. Tarihsel bir olayı anlatması, bu olayın içindeki aşk hikayesinden bahsetmesi ve bunu kesmeden, tamamen olay akışına bırakarak anlatmasıyla birçok kişinin beğenebileceği bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Ana karakterimiz Pyotr Grinyov, emekli asker olan babası istediği için bir anda askerlik görevine başlıyor. Zorlu yolculuğunda iki kişiyle tanışıyor ve bu iki kişi de ileride kaderini değiştiren kişiler oluyor. Karşı karşıya kaldığı isyanın adının Pugaçov Ayaklanması olduğunu düşünürsek, Pugaçov adında biriyle karşılaşması önemli olsa gerek. Sonunda kendisini doğru düzgün asker birliği bile olmayan kırsal bir alanda buluyor. Her ne kadar kendini sürgünde gibi hissetse de orada ona ailesi gibi davranıyorlar. Daha sonra Pyotr’u dünyaya daha da bağlayan kendine getiren bir şey oluyor: yüzbaşının kızı Maşa’ya aşık oluyor. Maşa silah sesine bile dayanamayan biriyken, isyancıların oldukları bölgeye gelip, oranın komutanını, karısını -yani anne ve babasını- ve birçok rütbeliyi asmasına şahit oluyor. Tam Pyotr da asılacakken bir şey oluyor ve bağışlanıyor. Maşa için sadece Pyotr kalıyor. Pyotr içinse tek önemli şey Maşa’nın iyi olması oluyor.
Hikaye boyunca, isyancılarla arasında sürekli çatışma oluyor. Bu çatışmalardan Pyotr Maşa’yı kurtarırken, daha sonra olacak Rus Devleti’yle sorunlarda ise Maşa Pyotr’u kurtarıyor. Tesadüflerle dolu, içinde gereksiz bölüm olmaması ve tam anlatımıyla ben beğendiğimi söylemeliyim. Sürükleyici kitap bulmakta çok zorlandığım son zamanlarda bu kitap, ön yargımı kırdı diyebilirim.
Pugaçov her gittiği yerde rütbelileri
Jonathan (martı bey) . O kadar tatlı ki, kitap başlar başlamaz direk okuyucuyu içine çekiyor. Jonathan’ın minnoşluğu, sıradışılığı, cesareti, adeta açık mert ve korkusuzluğu oldukça etkileyici. Jonathan’ ın bu özellikleri ve hayata karşı duruşu gerçekten insan yaşantısına ilham kaynağı olacak nitelikte.
Yazar, martıdan yola çıkarak okuyuculara çeşitli dersler vermekle beraber kitapta kişisel gelişim esintileriyle bizleri mest etmekte.
Yazarın uslubu oldukça akıcı ve anlaşılır. Yani bir insana okuma alışkanlığı kazandırmak istiyorsak Richard Bach’ ın Martı kitabı bu durumu dolduracak nitelikte.
“Gitmek istedigin her yere, istedigin zamana gidebilirsin,” dedi yaşlı martı. ” Düşündüğüm her yere, her zamana gittim ben. ”
”Mükemmelliği küçümseyen martılar yavaştır, hiçbir yere gidemezler. Mükemmele ulaşmak için uçanlar ise hızlıdırlar ve her yere gidebilirler. Unutma Jonathan, cennet bir zaman dilimi ya da bir mekan parçası değildir, çünkü zaman ve mekan kavramları anlamsızdır. “
” En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir. “