Numan Ahmet

Bir numaralandırma yaparak meseleyi basitleştirelim: 1. Kur'an'ın bizatihi anlamı (murad-1 ilahi) 2. Kur'an'dan bizim ya da başkalarının anladığı şeyler (beşerin yorumu) A: Doğa kanunlarının bizatihi kendisi B: Doğa kanunlarının x şekilde olduğu yönündeki kanaatler (bilimsel bilgi) Bu skalayı aklınızın bir köşesinde tutmanız yazının devamında aktaracağımız şeyleri kolay anlamanız açısından önemlidir. "Din-bilim çatışması” söylemini de bu skala özelinde yorumlayacak olursak: " 1-A: Eğer murad-1 ilahi ile doğa kanunlarının çeliştiğini biliyor olsaydık burada gerçek bir çelişkiden bahsedilebilirdi. Fakat murad-ı ilahiyi kaçınılmaz bir şekilde tespit edebilmek için hiçbir zanna meydan bırakmayan bir Kur'an yorumuna sahip olmamız gerekir. Dolayısı ile biz 1-A bağlamında bir çelişki iddiasını “şu yorum da muhtemel" dediğimizde savuşturmuş oluruz. Hâkezâ, böyle bir çelişkiyi tespit edebilmenin ikinci yönü “doğa kanunu'nu tespit edebilmektir. Bilimsel çıkarımlarımız ve bilgilerimiz doğa kanununu bulma çabasındadır. Ancak doğa kanununu bizzat tespit edebilmek neredeyse imkânsızdır. Bilim tarihindeki değişiklikler, bilimsel teorilerin sürekli yanlışlanması ve geliştirilmesi zaten bunu göstermektedir. Eğer biz, bilimsel bir kuramın doğa kanununun bizzat kendisini keşfettiğini iddia edebilseydik, kuramın %100 doğru olduğunu iddia etmiş olurduk. Oysa bilim felsefesi teorilerinin hiçbirisi bu kuramların %100 doğruluk ifade ettiğini söylemez. Dolayısı ile bilimsel bir iddia ile dini çürütmenin hem din yönünden hem de bilim yönünden imkânı yoktur. Vakıada mümkün değildir. Ben bir Müslüman olarak a priori bir biçimde murad-ı ilahi ile doğa kanunlarının hiçbir şekilde çatışmayacağını düşünebilirim. Zira Kur'an'daki murad-1 ilahi nasıl Allah'a dayanıyorsa, doğa kanunları da
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bütün bu söylenenleri şöylece hülasa edebilir miyiz? İslâm cemaati içinde yaşayan Müslüman mutludur, fakat Müslüman'ın amacı mutluluk ardından koşmak değildir. Bu cemaatin üyeleri refah içindedir, fakat onun amacı refaha ulaşmak da değildir. Müslüman refaha ve mutluluğa ulaşmak için değil, hayır, fakat Allah'ın hükmünü yerine getirmek üzere bu hayatı yaşama çabası güder. İslâmî hayat tarzını yerine getirmekten doğacak her türlü tezahür (barış, adalet, refah, mutluluk vb.) sonuç olarak ortaya çıkar, yoksa bunlar Müslümanca hayatın amacı sayılmaz. Amaç yalnızca kul olarak yaşayabilme ve kulluğun sırrına ulaşma çabası olarak görülebilir. O ancak Müslümanca yaşayarak bu sırra erebileceğini ve insanî varlığının özünü kul olmakta bulacağını düşünür. Kendini kul olarak kavradığında, kul olmanın hakkını yerine getirme çabası dışında başka her gaye ona süflî görünür. kimsenin Son olarak belirtelim ki, Müslüman olmak elinde değildir. Allah'ın izni olmadıkça kimsenin iman etmesi mümkün değildir.15 Ama kendini Müslüman olarak tanımlayan kimsenin İslâm'ı yaşayabilmesi, kendini çağdaş kültürlerin kirinden, pasından arındırarak ona yeni baştan iman etmesiyle imkân dâhiline girer.
Osmanlılar ne Birleşik Haçlılardan çekinirler, ne de yeni bir Aksak Temür Beğ'in çıkmasından telâşa kapılırlardı. Fakat bir Osmanlı Şehzadesinin meydana atılmasından büyük huzursuzluk duyarlardı. Osmanlı ancak Osmanlı'dan korkardı.
Ahmet Kayanın Övdüğü Börklüce Torlak Kemal
Ertesi sabah erkenden ordu güneye doğru ilerlemeğe başladı. İki kola ayrılmışlardı. Deli Murad ikinci koldaydı ve bu kol Manisa'ya doğru yürüyordu. Bütün çeri, Torlak Kemal adında birisinin buyruğundaki dervişlerle çarpışılacağını öğrenmişti. Torlak Kemal'in Yahudi dönmesi olduğunu verdikleri ilk molada işittikleri zaman Evren'le Deli Kurt inanamamışlardı. Deli Kurt hiç derviş görmemişti ama duyduklarından, dervişlerin iyi adamlar, Müslüman adamlar olduğu hakkında bir kanaat edinmişti. Çakır'a: -"Bu dervişler bir çıfıtın ardından nasıl giderler?" diye sordu. Çakır'ın ise dervişler hakkındaki düşüncesi hiç de müspet değildi. Balâ Hatun'a giderken karşısına çıkan dervişleri unutamamıştı: - "Dervişlerin sağı solu belli olmaz!" diye cevap verdi. "Şeyhleri ne derse onu yaparlar; devlete, padişaha karşı gelirler. Torlak Kemal'e uyan kalabalığın içinde Müslümanlar bulunduğu gibi gâvurlar, çıfıtlar da var. Onlarda din, diyanet, soy, sop arama. Aralarında özü bir adamlar olduğu gibi kalleş kişiler de vardır. Sözün kısası: Akıl sır erer kimseler değildir."
Osmanoğulları çok konuşmasını sevmedikleri gibi, uzun yazmaktan da hoşlanmazlardı. Osmanoğulları büyük iş yaparlar, fakat bundan bahsetmezlerdi.