Frankl, anlamsızlık olgusunu iki ayrı evrede değerlendiriyor: varoluş vakumu (existential vacuum) ve varoluş nevrozu. Varoluş
vakumu can sıkıntısı, durgunluk ve boşluk duygusu olarak yaşanır. Kişi kendine ve dünyaya inançsız bir biçimde bakar, yönünü
bulamaz ve yaptığı her şeyin amacını soruşturur. Özgür olduğu zamanlarda ne yapmak istediğini bilemez. Frankl'a göre, sezgilerine yabancılaşmış ve geleneklerini yitirmiş olmak çağdaş insanın temel açmazıdır. Ne sezgileri -yapmak zorunda olduğu şeyler konusunda- ne de gelenekler -yapması gerekenler konusunda- ona
yol gösteriyor. Kendisi de ne istediğini bilemiyor. O zaman ya başkalarının yaptığını yapıyor, ya da başkalarının isteklerine boyun eğmeyi seçiyor.