Biz Türkler, kaideci fakat ananesiz bir milletiz. Türklüğe ve İslamlığa ait ananelerimizin tarihi silsilelerini aramadığımız gibi, asrımızı farklılaştıran terakkilerin kaynağını ve gelişimini tetkike lüzum görmeyiz. Bizim için yalnız neticeler lazım.
Bir zamanın muasırları, o zamanda fen hususunda en gelişmiş olan milletlerin yaptıkları ve kullandıkları bütün aletleri imal ve istimal edebilenlerdir. Bugün bizim için muasırlaşmak demek, Avrupalılar gibi zırhlı gemiler, otomobiller, tayyareler yapıp kullanabilmek demektir. Muasırlaşmak, şekilce ve yaşayışça Avrupalılara benzemek değildir.
İktisadi ve içtimai hakimiyetler başka unsurlara geçtiği sırada Türk, bir şey kaybettiğini anlayamıyordu. Çünkü onun nazarında yalnız Osmanlı milletini takip eden sınıflar vardı. Kendisinin bazı sınıflardan -velev ki bu sınıflar zamanımızda en ehemmiyetli tabakaları teşkil etsin- çıkarılmasına hiç ehemmiyet vermiyordu. Memlekette iktisadi ve fenni sınıfların vücudunu kafi görerek kendisinin bunlardan hariç kalmasında bir beis göremiyordu. İşte bu gidişle, Anadolu'da bir halk yahut ahali suretinde bir Türklük kalmadı. Türkler memur ve rençber sınıflarına inhisar ettiler (sınırlı kaldılar). Memurlar da bir nevi zihni rençberler demek olduğu için Türklük -içtimai manasıyla- rençberlik demek oldu.
Özellikle günümüzde yüzeysel, popüler ve politik bilgi kaynakları karşısında savunmasızca bilgi kirliliğine maruz kalmaları ve dolayısıyla milli kültür ve medeniyet tarihi konularında kimlik buhranı yaşamaları muhtemel ve mümkün olan gençlerin Gökalp okuması elzemdir.