Zümrüt Ateş

Zümrüt Ateş
@Nupelda1
Yaşamak debelenir içimde, kıvrak ve küheylan.. * open.spotify.com/track/0GEiukfKU...
F r a g m a n l a r I.Biz yaralı bir toplumuz. Koskoca bir gövde kesile biçile, orasından burasından koparıla koparıla iki yüz yıldır durmadan kanıyor;- sadece gövde mi, geçmişin ruhu da! Bu, bir ruh kanamasıdır ve cehaletle pansuman yapılarak iyileştirilmeye çalışılıyor… II. Hüzünle düşünmek! Doğu’ya özgü müdür;-sanmam! Ben öteden beri Mutlulukla Hakikat arasındaki bağıntının olduğunu düşünenlerdenim. John Stuart Mill’in bir sözünü andım şimdi: ‘Mutlu bir domuz olmaktansa, mutsuz bir insan olmayı yeğlerim’. Hüzün, geçmiş mutlulukların peşine düşmenin hakikatidir: Proust’a özenerek söylersem: ‘A la Recherche du Bonheur Perdu’… III.Şiirin birimi, sözcükler değil, metaforlardır. Richard Rorty, Heidegger’in Aletheia [Hakikat] ile şiir arasında kurduğu ilişkiyi tamamlayarak metaforların da hakikate dönüşebileceğini gösterdi. Kısaca şiirle felsefe ya da Hakikat arayışı arasında, raslantısal bir bağıntı vardır. Metafor Hakikate dönüşebilir de, dönüşmeyebilir de! Hakikate dönüştüğünde şiir de felsefeye dönüşür! IV.Gerek klasik Batı müziği gerek klasik Türk musıkısı, bende daima bir Logos [Herakleitos’cu anlamda] , bir Düzen’dir: Kaos’a karşı Logos! Nietzche’e katılmıyorum: Müzik, Dionyzosca-olan değil, Apollonca-olan’dır. Dolayısıyla müzik, modern yaşamın getirdiği Kaos’un karşısına, şiirin Logos’unu, yani düzenini yerleştirir: Dünyanın ve yaşamın Kaos’una, ancak şiirin getirdiği müziğin düzeniyle karşı konulabilir. V.Bir Fransız düşünürü [yoksa ‘şairi’ mi idi?], ‘hatıra, şairdir’ dermiş. Ben olsam ‘hatıra’ değil, ‘hafıza şairdir’ derdim. Buna ‘hayal, şairdir’i de ekleyebiliriz. Belleği şair yapan gelenek, hayali şair yapan da modernliktir. VI .Şairin işi hakikati aramak değildir. Ya nedir? İbn Arabi’nin dediği gibi, ‘hakikati mecazla örtmek’ mi, yoksa
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bankalarımızla Faust’un yaptığı gibi minik sözleşmeler yapıyoruz ve Mefistofeles gibi şöyle deniyor bize: imzala ve her şeye sahip ol!
Mutlu keyifli bir yok oluş bu, bir yenilemenin başlangıcını haber veriyor çünkü. Bu durumda inanılmaz olan nesnelerin yeniden doğmak için ölmeleridir: parçalanmaları teknik olarak hesaplanmıştır dayanıklılıkları bizi bunaltabilir, bu çılgın zevkten yoksun bırakabilirdi. Biz kendimiz değişmeyelim diye bütün bir dünya değişiyor. Değeri azaltılmış bir dindir tüketim, süpermarketlerin kiliselerini, reklamlarında incillerini oluşturduğu, nesnelerin sonsuzca yeniden dirileceği inancıdır.
Tüketim korumacılığı hakkında, en uç noktasına, insanların nesnelere köle oluşuna dek götürülmüş mülkiyet içgüdüsü benimsediğini söyledik. Oysa bir varlık kültüründen çok dolaşım kültürü içinde yaşıyoruz biz. Eldeki malların bir son kullanım süresi olmak zorundadır nasıl yok edilecekleri planlanmış modalarının geçme zamanı programlanmıştır. Sahip olmak sürekliliği getirse de nesnelerimizin pek kısa ömürlü bir çekicilikleri, kısa serileri vardır yalnızca, modaları çabucak geçiverir; Kendilerinin de ayağı kaydırılmadan önce bir an için güzel olacak biçimde ışıldayan yeni nesneler onların pabucunu dama attırır. Sırf tüketmek ve yerlerine yenilerini almak için satın alırız onları. Bir malın değer yitirmesi çabuk ve genel olmak zorundadır, bizim zenginliğimiz koruyup saklamaya değil savurganlığa dayalıdır çünkü.
Gürültüden yıkılan bu cehennem başkenti benzeri alışveriş merkezlerine bir şeyler satın almak için gidilmiyor yalnızca, bir amaç da her şeyin orada el altında durduğunu saptamaktır. Zenginlik tanrısının varlığını ona dokunabileceğini gerçekten sürtünülebileceğini ve onun koklanabileceğini doğrulamak için gelinir oraya. İşte lüksle olan dolaysız yakınlıktır şaşırtan, daha ilk adımda allak bullak eden. Derilerinden süt ve bal akan, insanı zayıflıklarından nihayet arındığı bir Vaat Edilmiş Toprak Kokusu solunur burada.