Fatmanur y

Fatmanur y
@Nur145
Batıl Konuşmalara Dalmak
Batıl şeyleri konuşmaktan maksat, yapılması haram olan şeyleri ve işleri nakil, rivayet ve hikâye etmektir. Bu tıpkı, zinadan ve zina edenlerden bahsetmek, fasıkların yaptıkları gayr-i meşru işleri anlatmak, haramları akla getiren ve özendiren sözler söylemek ve batılı tasvir etmektir. Bu türlü şeyleri konuşmak haramdır. Çünkü bu konuşmalar haramları teşvik anlamını taşır. Gelişi güzel üsluplarla haramları eleştirmek de helal değildir. Çünkü çoğu eleştiriler; kötülükleri öğretmek, onlara revaç kazandırmak ve itibar sağlamak hükmüne geçer. Selman-ı Farisi ( r.a) der ki: ' Kıyamet gününde insanların en günahkâr olanları, dünyadaki konuşmalarında Allah'a en fazla isyan edenleridir.' İbn Sirin ( rh.) Batıl şeyleri konuşan insanları görünce onlara şöyle derdi: " Ağızlarınız ve dilleriniz necis olmuştur. Gidin onları yıkayın. Çünkü batılı konuşmak abdest bozmaktan daha çok kirleticidir." İste bu, batıla dalmanın da ta kendisidir. Bu ise , ileride söz konusu edilecek olan gıybet, koğuculuk, fahiş konuşmak ve benzerlerinin ötesindedir. Hatta bu, varlığı daha once geçen mahzurları anmaya dalmaktır veya onları anmaya dini bir ihtiyaç olmaksızın onlara varmayı düşünmektir. Buna, bid'atlerin hikâyelerine dalmak da bozuk mezheplerin ve ashab-ı kiramin arasında cereyan eden savaşları ashabın bir kısmına dil uzatmayı andıracak şekilde hikâye etmek de dâhildir. Bütün bunlar batıldır, bunlara dalmak batıla dalmaktır. Biz Allah Teâla ( c.c )'nın lütuf ve keremi sayesinde güzel yardımını talep ediyoruz.
Sayfa 4244 - Çelik Yayınevi
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Evlilikte huzur tek tarafın isteklerinin yerine gelmesiyle sağlanmaz . 'Benim isteklerim yerine gelmezse geçinemeyiz!' Hiçbir eş demez değilm mi bunu? Fakat bu sözün vücut bulmuş hâli evliliklere yansıtılıyor. Sonra da 'Aramızda şiddetli geçimsizlik.' deniliyor. Hâlbuki bu geçimsizlik değil şımarıklıktır. Halk arasında buna 'rahat batması' da deniliyor. Hayatta her isteğimizin olmadığı ya da fikrimizin kabul görmediği gibi evlilik ilişkisinde de isteklerimizin hepsini elde etmemiz mümkün değildir. Kimse evlilikte her istediğinin yerine getirileceği ve buna hizmet eden bir eşin olacağı kanısına kapılmamalı. Eşler arasındaki taleplerde makul kalınmalıdır. Evlilikte her şeyde olduğu gibi isteklerin ve taleplerin dile getirilmesi ve bunların gerçekleşmesi konusunda da âdil olunmalıdır. Burada da 'eşitlik' diyemiyorum zira eşlerin ihtiyaçları ve talepleri de kendi şahsi ya da evlilikteki rolü hasebiyle adaletli olmalı. İhtiyaçlar kadar isteklerde de âdil olmak gerekir. Eşler birbirinden beklentilerini, dikte ederek veya zorunluluk duygusu enjekte ederek dillendirdiğinde o evlilikte gönül rızası kalmaz. Oysa gönül rızasını korudukça, eşler birbirinin isteğini daha dile getirilmeden yapmaya gönüllü olur. Evlilikte sorumluluklar, mecburiyetler olduğu kadar gönüllülük esasının varlığını da unutmamak gerekir."
Sayfa 67 - Vadi Kültür Sanat ve Yayıncılık A.Ş
Alıntı
İslâm Dünya Görüşünün İki Fârik ( Ayıran) Vasfı
Dünya görüşleri arasında İslâm'ı diğerlerinden farklı ve mümtaz kılan sıfatlar nelerdir? Komünizm, sosyalizm, liberalizm, kapitalizm gibi bütün beşerî sistemlerin bir takım temel umdeleri olduğu gibi; Budizm, Brahmanizm, Yahudîlik, Hristiyanlık ve İslâmiyet gibi her dînin de kendisine mahsus birtakım temel prensipleri, kıymet hükümleri, hak veya bâtıl için koymuş olduğu kıstaslar/kriterler vardır. Biz burada İslâm'ın fârikalarını, yani diğer din ve sistemlerden farklı olan husûsiyetlerini, temel prensiplerini, dünya görüşünü yani insan, hayat, hâdisat ve kâinata bakış tarzını, belli başlıklar altında ele alacağız. İsabetli ve tam bir tarif-eskimez Türkçemizin ifadesiyle-; "Efrâdını câmî, ağyârını mânî" olmalıdır.Yani tarif; muhtevasındaki bütün unsurları içine almalı, dışarıda bırakmamalı, kendisine âit olmayan husuları da tarifin içine almamalı, dışarıda bırakmalıdır. Bu hakîkatten hareketle İslam dünya görüşünün başka dünya görüşlerinde bulunmayan iki temel vasfı vardır. Bunlar ; İLAHÎLİK ve ÇİFT VEÇHELİLİK ( DÜALİZM)'dir.
Sayfa 37 - Erkam Yayınları
Alıntı
İslam Evrensel Bir Dindir
İslam dini son din olduğu gibi, aynı zamanda tüm insanlığın da dinidir. İslam dininden başka, bu nitelikte olan başka bir din yoktur. Mesela, Tevrat'ta Yahudiliğin evrensel olduğuna dair bir kayıt mevcut değildir. Aksine Yahudiliğin tamamıyla İsrailoğullarına mahsus bir din olduğu söylenmektedir. Hatta onlar, Yahudiliğe ilgi duyanları bu isteklerinden vazgeçirmek için dinlerinin çok zor olduğunu ve tahammül edilmez hükümleri bulunduğunu söylerler. Hristiyanlık da evrensel bir din değildir. Çünkü Hz. İsa, kendisinden önceki peygamberler gibi o da belli bir kavme peygamber olarak gönderilmiştir. Bizzat Hz. İsa, kendisinden sonra gelecek peygamberi müjdelemiştir. İslamiyet'e gelince, onu tebliğ eden Muhammed ( sas.) , son peygamberdir. O, kendisinden önceki peygamberler gibi bir kavme veya bir millete değil, tüm insanlara gönderilmiş, âlemlere rahmet olarak gelmiştir.
Sayfa 28 - Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
Alıntı
Felsefeyle Dinin Farkı
Müslümanlar; çoğu felsefeciler gibi aklın putperesti olmaz, onu hakîkate ulaştıran yegâne vasıta olarak görmezler. Bu mânâdâ aklın kudreti; görme ve işitme gibi kâbiliyetlerle benzerlik arz eder. Görme; nasıl ki, belirli şartlar ve sınırlarla mahdut ise, işitme nasıl ki bazı frekanslar ve havanın varlığı gibi şartlarla mahdut ise, aklın idrâk gücü de mahduttur. Aklın hakîkate ulaşmada yegâne vasıta olamayacağının en basit ve pratik delili, hiçbir filozofun diğeriyle ittifak edemeyip dâimâ birbirlerini tekzip etmeleridir. Bu hususta Necip Fâzıl'ın şu tespiti çok mânidardır: " Felsefe, aklın kendi hükümdarlığını göstermek için kurduğu müessese... Ve doğruyu bulmanın değil de , yanlışı düzeltmenin müessesesi... Felsefede her mektep, öbürünün yanlışını gösterirken doğruyu söyler. ( Lâkin kendi yanlışını göremez.)" Beşer aklına değil, ilâhî vahye dayanan İslam ise Hazret-i Âdem'den Fahr-i Kâinat Efendimiz'e kadar tezatsız bir akîde birliği içinde ulaşmıştır. Bütün nebîler, velîler ve takvâ ehli gerçek âlimler, dâimâ birbirlerini tasdik edegelmişlerdir.
Sayfa 32 - Erkam Yayınları
Alıntı