Fatmanur y

Fatmanur y
@Nur145
Çocuğun Güvenli Bağlanmasını Nasıl Güvenceye Alabiliriz?
...Yirmi yıldan fazla süre gelen ebeveynlerle, yakın geçmişte ise evsiz kalmış ebeveynlerle çalıştık ve bu kişilerin, anne baba olmanın güçlükleriyle başa çıkmakta zorlandıklarını gözlemledik . Çoğu kendi çocukluklarında yaşadıkları suistimal ve ihmali döngü biçiminde devam ettirme fikrinin verdiği dehşetle, programımıza gözyaşları içinde başvurdu. Sağlıklı bir bağlanma oluşturma doğrultusunda gayretlendiren ebeveyn dostu bir yaklaşımın yardımıyla bu ergenlerin çoğu, bağlanma konusunda çalışan araştırmacıların "sonradan edinilmiş güvende olma hissi" adını verdikleri sürece girdi; hem kendilerini hem de çocuklarını bu doğrultuda desteklemeye tümüyle muktedir, hayli başarılı ebeveynler oldular. Bütün sorunlar birleşip üzerlerine geldiğinde bile, defalarca gördük ki, sevgiye ve doğuştan sahip olduğu çocuk yetiştirme güdüsüe sarılan ebeveynler çocuklarını tertemiz , kalıcı bir güvenlik hissi verebilmektedir. Peki ya bu denli zorluk büyük zorluklarla baş etmek zorunda olmayanlar ? Babası onu en iyi eğitimi, en rahat ev ortamını, en besleyici yiyecekleri sağlarsa, bakıcılarıyla ve diğer yetişkinlerle birebir ilişki kurmasına izin verirse , Lei büyüdüğünde uzun, sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürecek mi? Elbette sürebilir. Çocukların gelişimini etkileyen birçok değişken vardır. Ona bebekliğinden itibaren uzun zaman bakım veren, onunla çocuk parkı sahnesinde olduğu gibi ilgilenen kişi bir bakıcı, büyükanne büyükbaba ya da başka bir akraba da olsa Lei yine sağlıklı gelişimine temel oluşturacak biçimde, asli bakım veren kişiye güvenle bağlanabilirdi.Daha önce belirttiğimiz gibi yine anne babasına da bağlanırdı fakat bu muhtemelen yetişmesinde başrolü oynayan kişiyle olduğu kadar güvenli bir bağlanma olmazdı. Bir başka kişiyle yakınlık içeren ve devam ettirilen bir ilişkinin
Sayfa 71 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Öz saygı
Anaokulu çağına gelen çocuğun öz saygısı belirli bir düzeye ulaşmıştır. Benliğimizi sevmek, her şeye değer olduğumuzun farkında olmak gibi düşünceler, çocukluğun çok erken dönemlerinde oluşur ve çoğu zaman yaşam boyunca devam eder. Yine birçok farklı çalışmada Montessori yaklaşımının uygulandığı ortamlarda çocuklarda daha fazla öz saygı geliştiği gözlemlenmiştir. Bu ortamlar çocuklara kendi başlarına keşif yapma, hata yapma ve kendini düzeltme cesareti verirken aynı zamanda onların dışarıdan yardım almadan da çözümler üretmesine yardımcı olur. Bu edinilmiş öz saygının öğrenme güçlüklerine, zihinsel bozukluklara ve saldırganlığa karşı koyucu bir kalkan işlevi olduğunu da unutmamak gerekir. Sanılanın aksine, bir çocuk kralın* muzdarip olduğu şey kendisine aşırı değer verilmesi değil, aksine büyük ölçüde bozulmuş bir itibardır.
Sayfa 21 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çocuk Gelişimi
Minnesota çalışmasına göre ebeveynlerince duygusal anlamda rahatlatılamayan çocuklar ergenlik döneminde dürtü kontrol bozukluğu, keşif yapmasına anne babaları tarafından izin verilmeyenler ise kaygı bozuklukları geliştirmeye daha yatkın olmaktadır. Ayrıca çalışmada her iki tür güvensizlik hissiyle depresyon arasında da çok güçlü olmamakla beraber ilişki saptanmıştır; ilk türden güvensizlik hissi yaşamış çocuklarda umutsuzluk ve yabancılaşma, diğerlerindeyse çaresizlik ve kaygı duyguları gözlenmiştir.
Sayfa 33 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çocuk Gelişimi
Yazmak neden, dedi, hissedebiliyorsan eğer? Ne demek istiyorsun? Yazmak hissetmek istemeyen ya da hissetmeyi bilmeyen insanlar içindir diye düşünürdüm hep. Peki okumak?diye sordum. Nikolai iyi bir okurdu. Hissedenler için. Haftalarca doğru düzgün okumamıştım. Birkaç sayfa bakıp atıyordum kitapları bir kenara, beni ayakta tutacak pek az şey buluyordum onlarda. Yazıyordum ama, Nikolai'la konuşacak hikâyeler uyduruyordum. ( Öykülerden başka nerede buluşabiliriz artık?) Ne demek istediğimi anlıyor musun?dedi. Yazmamayı beceremiyorsun. Yazmak hakkında kötü düşünemiyorsun bile. Üzülmek istemediğimden ya da nasıl üzüleceğimi bilmediğimden mi? Ne fark eder?dedi. Bir insan yaşamak istemediğinden mi yoksa nasıl yaşanacağını bilmediğinden mi intihar eder? Bir şey diyemedim.
Sayfa 47 - Sahı Kitap
Alıntı