Serinin 3. kitabında kaldığımız yerden, Xie Lian'ın gençliğinden, devam ediyoruz. Yarısına kadar göklerden ilk düşüşünden ikinci yükselişine kadar başından geçenleri, sonra da 800 yıl sonraya dönerek başka gizem, hayalet hikayeleri ve ana karakterin Hua Cheng ile ilerleyen ilişkisini okuyoruz.
Geçmişi okuduğumuz sayfaların en sevdiğim kısmı Mu Qing ile Feng Xin'in kısımları, Xie Lian'ın yanında sürekli oldukları için bol bol onları okuma fırsatımız oluyor ve nasıl bu noktaya geldiler ikisi arasındaki kavga nasıl başladı, Xie Lian onlar hakkında neler düşünüyor daha da netleşiyor. Sürekli didişmeleri beni bi yandan güldürse de şu an geldikleri nokta ise biraz hüzünlendiriyor. 800 sene süregelmiş toksiklikleri hoşuma gitti. Bu geçmişi anlatan kısmın son sayfaları ise kabustan çıkma anlardı. Bazı sahneleri okurken çok üzüldüm. Son sahnesi ise oldukça dokunaklıydı ve Hua Cheng ile alakalı bazı şeylere cevap oldu.
Hua Cheng demişken, cidden hikayenin en önemli karakteri. İlgimin onun sahnede olmasına ya da olmadığında bile ne yapıyor olmasına bu kadar bağlı olduğunu anca hikaye günümüze döndüğünde anladım. İkisinin arasındaki romantizm kaplumbağa hızında ilerlesede aralarındaki tansiyon asla düşmüyor. Maşallah bu kitapta da kalbimiz bolca tekledi çok şükür.
Ve Xie Lian'dan sevgisi dışında hiçbir şey beklemeyişi beni çok duygulandırdı okurken. Çünkü yakın olduğu, sevdiği herkes ondan bir şeyler bekliyor: Kral babası iyi bir lider ve evlat olmasını, annesi ziyaret etmesini, öğretmeni daha çok bir tanrı gibi olmasını, Feng Xin ve Mu Qing bilge kararlar almasını, Qi Rong mükemmel olmasını, halkı her dilek ve mucizeyi yerine getirmesini bekliyor. Xie Lian'da bu beklentilerin hepsini gerçekleştirebileceğine inanıyor, hayatında istediği her şey olmuş, hiç düşmemiş, hiç