Gerçekten istememe rağmen bu kitabı sevemedim.
İlk kitabına yorum yazmamıştım ama bu sefer yazıyorum ki gelecekteki ben, sakın unutup "Acaba ne olacak?" diye üçüncü kitabı eline almasın. Sevenlerine saygım sonsuz ama buralar pek bana göre değilmiş. Eğer bu kitabı beğendiyseniz ya da sizin için özel bir yeri varsa, hiç boşuna kendinizi üzmeyin, yorumu geçin ve kaydırmaya devam edin. Buradan sonra çok da katıldığınız şeyler okumayacaksınız.
Gelelim mevzuya… İkinci kitabın, ilkine göre daha iyi yazıldığı söyleniyordu. Üstüne bir de kitabı ödünç veren arkadaşıma (Kediy, teşekkürler) ayıp olmasın diye kendimi ittire ittire bitirdim. Ve evet, kabul ediyorum, ilk kitaba kıyasla yazarın kelime haznesi genişlemiş ve karakterler bir anda oturup hayat hikayelerini anlatmıyorlar artık. Ama bunların dışında, öyle bariz bir farklılık göremedim.
Kitabın iyi ve kötü yönleri üzerine uzun uzun yazılabilir ama bu 400 sayfalık külçeyi bitirmek uğruna tükettiğim enerjimin son kırıntılarıyla en büyük sıkıntıma odaklanacağım: Ana karakterimiz, Eira. Ah, Eira… Senin kafanın içinde olmak, benim ömrümden en az 10 yıl götürdü. Yolda ayağına taş takılsa, oturup taşın varoluşsal anlamını, dünyanın düzenine etkisini ve bunun onun kötü bir insan olup olmadığıyla bağlantısını sorguluyor ''iyi insan olmak" üzerine düşüncelerini okumak bezdirdi beni.
Bacım, senin etrafın hırsızlar, korsanlar, işkencecilerle dolu; sevdiğin çocuk yanlışlıkla da olsa birinin ölümüne sebep olmuş. Sen hâlâ bir kenara çekilip derin(!) felsefi düşünceler içinde kayboluyorsun. Ciddiye de alamıyorum çünkü öyle derin düşünceler değil bunlar.
Ve tüm bunlar, yabancı yazarlara ve onların kurdukları fantastik evrenlere öykünerek yazılmış bir dünyada geçiyor. Başka bir kültürde geçen kurguları sevmek, onların
Gümüş Yürek 2D. N. Archeron · Guardian Yayınları · 2024866 okunma