Bir söz ya da bir davranış, katedralin kapılarını sonsuza dek yok ediyordu.
Belki yeniden kapılar açılır diye bekliyordun.
O zaman bir şey daha öğreniyordun, katedralin kapılarını bir anda kapatacak sözler ve davranışlar vardı ama onları aynı süratle açabilecek bir söz ve davranış yoktu.
Bir katedralin içine girip kapıları kapamak kolaydı, bunu herkes yapabiliyordu, herkese en azından bir kere bunu yapabilme şansı veriliyordu ama kapanan kapıları açmaya kimsenin gücü yetmiyordu.
Sevdiğin, önünde duruyordu ve ona ulaşamıyordun.
Bazen o da kaybolduğu yerden çıkmak istiyor, yeniden eski günlere dönmeyi arzuluyordu ama kapılar dışarda kalan kadar içeri giren için de açılması imkânsız hale geliyordu.
Sevdiğiniz insan, sevmediğiniz insanın içindedir.
Çaresizliklerin en insafsızıdır bu.
Kaybolanı bulabilmek için, onun içinde kaybolduğu insana sarılırsınız.
Mutluluk, sorunun yarattığı karmaşanın arasında, fırtınaya yakalanan bir insanın sığınacak bir kulübe bulduğunda hissettiği sevince benzer bir şekilde zaman zaman ortaya çıkıyor.
Bulmak için yıllarımızı harcadığımız insandan kaçabilmeye, ondan kurtulmaya çalışıyorduk.
Aşk, mutluluk, güven, dostluk, yakınlık yerine güvensizlik, tedirginlik, mutsuzluk, hatta bazen düşmanlık ve kızgınlık vardı.