Arkamızda bıraktığımız yol artık sisin, küllerin ve sustuğumuz kelimelerin içinde kayboldu.
Ne eski evimiz var orada, ne bekleyen bir yüz;
yalnızca uğraması imkânsız hatıralar ve artık tanımadığımız gölgeler...
Artık yapabileceğim tek şey, devam etmek.
Çünkü geriye bakanın gözleri donar, adımları ağırlaşır,
ve bir gün fark eder ki geçmişin kapısı yalnızca içeriden kilitlenir.
O yüzden yürüyorum, bazen yara izlerime basarak, bazen yeni yaralar açarak, ama hep ileri...
Belki yolun sonunda bir liman yok, belki sadece başka bir fırtına var, ama bilirim ki
durursam, rüzgâr bile beni unutur.
Halbuki arzu, aklı da, başka çeşit özentileri de içine alan bütün hayatın, yani bir insan hayatının en kudretli ifadesidir. Gerçi bu çoğu zaman hayatımıza beş para etmez bir şekil veriyor, fakat gene unutmayalım ki hayat hayattır, karekökü almak değil.
Arzunun akılla el ele vereceği gün hepimiz isteklerimize değil, aklımıza hizmet edeceğiz; çünkü aklımız başımızdayken manasız bir şey isteyerek kendimize bile bile fenalık yapmamıza imkân yoktur.