Bir de, “Bir şeyi kaçırmayayım!” duygusu var. Batı’da FOMO ismiyle biliniyor, Fear of Missing Out, Türkçede ise “olan biteni kaçırma korkusu.” Bu da ayrı bir yük… Oysa hiçbir seçenek mükemmel değil. Bizse mükemmeli kaçırmamak için kendimizi harap ediyoruz.
Seçenek çok ama bunları filtreleyemiyoruz. Filtreleyemediğimiz için karar veremiyoruz. Karar veremeyince de tatmin olamıyoruz. Sanki seçenek bolluğu bizi daha özgür kılmak yerine esir ediyor. Haksız mıyım?
Kesinlikle haklısınız. Şimdi burada iki önemli nokta var. Birincisi, seçenek fazlalığının olumsuz etkisi. Buna “seçim paradoksu” da deniyor. Günümüz dünyasında seçenek çok fazla ve bu, karar vermeyi kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyor.
Kendi biyolojimizi kabul etmiyoruz. “Arkadaşım şu kadar uyuyor, şu kadar çalışıyor; ben niye yapamıyorum?” Yahu yapamayabilirsin. Ayıp değil. Göz rengini kahverengiden yeşile de biraz çalışarak çeviremezsin mesela. Bazı şeyler olmaz. Kabul etmek gerekir.
Bir de günümüzün büyük sorunu var: Uyaran fazlalığı. İlkel insanı düşünün, bu insan doğadaki sınırlı uyaranlar arasında yaşıyordu. Ne vardı? Ağaçlar, böcekler, rüzgar, kokular… Hepsi bu. Bugünse cep telefonlarımız, bildirimlerimiz, ekranlarımız, seslerimiz var. Hep denir ya, bir uyaran bombardımanı altındayız.