Gökyüzü bazen ağır bir dumanla örtülür, sanki kara bulutlar kurşun dökülmüş birer zırhmış gibi. Ama yine de ararsın o bir karış maviyi; çünkü duymak istersin: Bu devasa gürültüde adaletin kalbi hala atıyor mu?
İşte böyle bir sancıyla uyandım bugün. Bir askerin tüfeğini bırakıp bir çiçeğe su verişindeki o saklı iyiliğe aşık oldum önce. Sonra bir annenin, yıkıntılar arasında evladının oyuncağına sarılan o sonsuz direncine. Birinin merhametini aldım heybeme, diğerinin zulme karşı dimdik duran o mağrur öfkesini. Ruhum bugün bir meydan kadar kalabalık, bir o kadar da yaralı.
Işıktı barış; karanlıktı hırs; ve insanlık, o her an kırılmaya hazır ince camdan kule. İçinde çokça kan vardı maalesef ama asıl harcı vicdandı, adaletti. Önce gözlerimi kör etti nefret, sonra hayallerim yandı. Sonra yandı barışın sancağı. Aşık oldum doğruluğa. Kaybolmuş masumiyete, hakkaniyete.
Sağıma baktım zulüm, hırs, yıkım, kaos. Harabelerden sarktım, mülteci teknelerinden ufka gözlerimi bağladım, soluma bakındım. Uzun ve kanlı bir destan oldu tarihim.
Elime bir zeytin dalı aldım; çeliği delercesine kazıdım umudu dünyanın taş kalbine. Bir cepheyi kapattım, bir bahçe açtım. Göç ettim nefretlerden. Kapattım perdeyi, yeni bir sayfa daha açtım. Feth ettim kendi vicdanımı. Kapattım perdeyi, yeni bir nefes açtım. Bir adalet çığlığı ile yıktım bütün o muktedir kulelerini. Kapattım perdeyi. Yeni bir dünya açtım sonra. Yeni bir mana, bir daha.
Mevsim kıştı!
Ben hep üşüdüm. Sürükledim vicdanımı, gözlerim zulüm yorgunu. Ellerim, baruta bulaşmış acılara müptela. Vatansızları düşündüm. Evsizleri, anasızları, babasızları. Ben hep düşündüm. Biteviye düşündüm. Kahrolarak, yana yakıla. Susuz, havasız ve fakat ateşli. İyiliği güzelliği düşündüm.
Gündüz yarılarında, geceleyin sığınaklarda akan gizli