Sabahları, ağır bir düşten yarı bilinçsiz uyanmaya çalıştığımda, Lotte'yi boşu boşuna arıyorum ; mutlu ve masum bir düş, sanki onunla birlikte çimlerde oturuyor, elini tutup binlerce kez öpüyorum sanısıyla beni kandırdığında , geceleri yatağımda onu boşuna arıyorum. Ah, uyku sersemligi icinde hala onu arayıp yokluguyla uyandığımda, sıkışan yüreğimden bir gözyaşı seli boşanır ve ben, teselliden yoksun, ağlayarak karanlık bir geleceğe doğru devam ederim.
Onu bu kadar sık görmemeye kim bilir kaç kez karar verdim. katlanabilir miyim hiç buna? Her yeni gün beni baştan çıkartıyor, önceki gün ona gitmeyecegime ne kadar yemin etsem boşuna ; çünkü gün gelip çatınca , yine karşı konulmaz bir neden buluyorum ve bir bakıyorum ki yanındayım.
Wilhelm, sevgisiz bir dünyanın yüregimiz için ne anlamı olabilir? Işıksız bir oyuncak fenerden farksızdır! Feneri yakar yakmaz beyaz duvarın üzerinde rengarenk imgeler oluşur! Ancak geçici hayaller olsalar bile, biz yine de küçük oğlanlar gibi karşılarına geçip bu büyülü görüntülere seviniriz, onlarla mutlu oluruz .
Ah, tesadüfen elim onun eline dokununca, ayaklarımız istemeden masanın altında birbirine değince, nasıl da damarlarım çekiliyor! Ateşten kaçar gibi irkiliyorum, sonra da gizli bir güç beni yine ona doğru çekiyor. Bütün duyularım birbirine karışıyor. Ah, suçsuz ve kaygısız ruhu , bu küçük yaklaşmaların bana verdiği acılardan habersiz. Bir de benimle konuşurken elini elimin üstüne koyunca , konunun heyecanına kapılıp cennetten gelen nefesi dudaklarıma değecek kadar bana yaklaşınca : işte o zaman yıldırım çarpmışcasına dermansızlaşıyorum.