Churchill bir türlü tatmin olmuyor, bir an önce sonuç alınması için onları sıkıştırıyor, bütün telgraflarında şu cümleyi tekrarlıyordu: “Tekne ve insan kaybına bakılmadan, mayın toplama işi kesinlikle en kısa sürede tamamlanmalıdır.” Churchill hem savaşın uzamasından, hem de Alman ve Avusturya denizaltılarının Çanakkale’ye gönderileceğine dair alınan istihbarattan endişe ediyordu.
Bir gece kitabı yüksek sesle okuyan subay “Hazerat” kelimesini “Haşerat” diye telaffuz edince, bir kahkaha koptu. Bitişikte uyuyan Albay Cevat uyandı. Genç subayların “Binbir Gece Masalları”nı okuduklarını biliyor, bilmezlikten geliyordu.
Bu kahkaha onu sinirlendirmedi; bilakis memnun etti. Başka konularla ilgilendiklerine göre korkuyu yenmişlerdi. Korkuyu yenen asker ne yaptığını iyi bilirdi.
-Hoca Efendi içeriye buyurun.
-Komşuları dolaşmak, evlatlarını uğurlayan anaları, babaları ziyaret etmek istiyorum. Ziyaretlerime senden başlamayı uygun buldum. En çok asker sen gönderdin.- Sesi değişti- Ah kızım, bu yalan dünyada Allah ve Peygamber için ne yapabilirsek, o bizimle gelecek. Ümmetimiz en karanlık günlerini yaşıyor. Fakir düştük; silah ve cephanemizin yeterli olmadığını sık sık duyuyoruz. Düşmanlarımıza karşı mücahitlerimizin cesaretine güveniyoruz. Allah yardımcıları olsun. Üzülme kızım; gazi anası , gazi karısı olmak her kula nasip olmaz.
Ömer Hoca’nın teskin edici sözleri Hatice’nin gözyaşlarını dindirmeye yetmedi. Başını önüne eğmişti.
-Giden gelmiyor Hoca Efendi.