Kitap oldukça akıcı ve sürükleyici olsa da, vermek istediği mesajı tam anlamıyla adil bir şekilde yansıtamadığını düşünüyorum. Üç farklı kadının hayatını anlatırken “kadın dayanışması” gibi güçlü bir tema kurulmak istenmiş, ancak hikâyelerin bağlanış biçimi bu temayı zayıflatıyor. Özellikle en zor şartlarda yaşayan karakterin (kast sisteminin en altındaki kadın) hikâyesinin belirsiz bırakılması, buna karşılık daha ayrıcalıklı karakterlerin somut sonuçlara ulaşması ciddi bir dengesizlik yaratıyor.
Finalde ortaya çıkan tablo, ne yazık ki dayanışmadan çok, alt sınıftaki bir kadının mücadelesinin üst sınıftaki bir kadının hayatına anlam katması için kullanıldığı izlenimini veriyor. Hindistan’daki kadının ve kızının verdiği büyük yaşam mücadelesinin nereye vardığı gösterilmezken, Avrupa’daki karakterin iş kurması ve Amerika’daki karakterin güçlenmesi açıkça anlatılıyor. Bu da anlatının merkezine kimin konulduğu sorusunu doğuruyor.
Sonuç olarak kitap, iyi niyetli bir mesaj taşısa da, küresel eşitsizlikleri ve sınıfsal farkları farkında olmadan yeniden üreten, bazı hayatları “amaç”, bazılarını ise “araç” gibi konumlandıran problemli bir anlatı hissi bırakıyor.