Suat Derviş, dönemin İstanbul’unu tüm çıplaklığıyla, argosuyla ve sefaletiyle anlatırken; "düşmüş" kabul edilen bir kadının kalbindeki asaleti göstererek toplumsal önyargıları yıkar.Bu eser, sadece bir "sokak kızı" hikâyesi değil; her türlü baskıya rağmen insan kalabilmenin ve sevginin devrimci gücünün bir manifestosudur.
İstanbul’un kenar mahallelerinde, yoksulluk ve dışlanmışlık içinde büyümüş, "Fosforlu" lakaplı hayat kadını Cevriye’nin hikâyesidir. Cevriye, toplumun en alt basamağında yer almasına rağmen neşeli, mert ve "erkek gibi" dürüst bir karakterdir.
Cevriye’nin hayatı, polisten kaçan siyasi bir kaçağa (romanda adı geçmez, sadece "O" olarak anılır) rastlamasıyla tamamen değişir. Cevriye, bu gizemli adama daha önce kimseden görmediği bir saygı ve şefkatle bağlanır. Adam onu bir "hayat kadını" olarak değil, bir "insan" olarak görür; ona "siz" diye hitap eder. Bu nezaket, Cevriye’de derin bir platonik aşka ve kendini feda etme arzusuna dönüşür. Onu saklamak için canını dişine takar, dış dünyadaki tehlikelere göğüs gerer.