Okurken bir parça da kendini bulabileceğiniz bir eser. Öncelikle kitap çok sade, akışkan, kesinlikle yormuyor ama aynı zamanda düşündürüyor.. Veronika, dışarıdan bakıldığında hayatı bu kadar güzel iken neden ölmek istiyor? Çoğu insan parasızlıktan, sevgisizlikten ölmek ister. Ama Veronika'nın ruhsal çöküntü. Toplumun, ailenin dayattığı kurallar, Kendindeki "Ben" i bile tanıyamaması. Nasıl, ne şekilde intihar edeceğine karar verirken ailesini düşünmesi, onu o şekilde görecek insanların rahatsız olmaması için bunları düşünecek kadar da duyarlı. " Ana - babası kendisini çocukluğunda olduğu gibi sevmeyi sürdürsün diye pek çok isteğinden vazgeçmişti-oysa gerçek sevginin zamanla değişip geliştiğini, yeni ifade yolları keşfettiğini bilmiyor muydu" sürekli birilerine yaranma, uyum sağlama, insanı kendi varlığından uzaklaştırır.. Veronika, gözünü akıl hastanesinde açtığında intiharının başarısız olduğunu görür. Aldığı ağır ilaçlar yüzünden bir kaç günlük ömrünün kaldığını öğrendiğinde buna erkenden son vermek ister. Ancak hastanede tanıdığı Mari adlı kadınla konuşmasından sonra düşünceleri değişir. Ölüme bu kadar yakınken yaşama hevesi gelir. Hep olmaz mı? Bir şeyin değeri ancak kaybedilince anlaşılır.. Kitaptaki diğer karakterler, Zedka, Mari, Eduard 'ın öyküleri de etkileyici birer mesaj niteliğinde. Delilik, farklılık mı? Herkesin düşünceleri, yönelimleri aynı olmak zorunda değil. "Keşke herkes kendi içsel deliliğini bilse ve onunla birlikte yaşamayı öğrense." herşeyden önce insan kendini keşfedebilmeli her yeni gün bir mucizedir....