Üzüntü, kaybı veya hayal kırıklığı yaratan olumsuz bir olayı, çarpıtmadan tarif eden gerçekçi algılar tarafından yaratılan normal bir duygudur.
Depresyon ise, her zaman bir şekilde çarpıtılmış düşüncelerin neden olduğu bir hastalıktır.
örneğin sevdiğiniz biri ölünce haklı olarak "O'nu kaybettim, paylaştığımız dostluğu ve sevgiyi özleyeceğim." diye düşünürsünüz bu düşüncenin yarattığı duygular dokunaklı, gerçekçi ve istenen duygulardır. Duygularımız insanlığımızı kuvvetlendirip hayatımıza derinlik katar bu sayede kaybınız da kazanırsınız. bunun aksine kendinize "Bir daha asla mutlu olamayacağım çünkü o öldü. bu haksızlık!" diyebilirsiniz bu düşünceler kendinize acıma ve umutsuzluk duygunuzu tetikleyecektir. bu duygularda tamamen çarpıtmaya dayalı olduğu için sizi yenecektir.
Çok değerli bir kitap her kesim tarafından defalarca okunmalı bana kalırsa.
Hayatta önce güvende olmalıyız sonra temel ihtiyaçlar yerine gelmeli. Peki sevgi bir temel ihtiyaç değil midir? En önemlisidir. Karnı tok sırtı pek ama kalbi kırık veya sevmeyi bilmeyen biri yaşıyor mudur sadece nefes alıyor olsa gerek. Sonra kendini gerçekleştirme;meslek..
İnsan tek eşli bir yuvada arkadaşça,sevgiyle yaşadığı sürece, güven duyarak her anın tadını ruh eşi ile geçirmek isteyerek yaşamak isteyen bir varlık. Aldatma, yalan gibi kötü durumlar sadece bireyin olmamışlığının bir bahanesi.
Yani evlilik toplumsal fayda gözetilerek ve sağlıklı bir şekilde yapılırsa, bilinçli insanlar arasında işte dünyadaki cennet bu olsa gerek!
Onları suça iten ekonomik sıkıntılar değildir. sahiden de zor ve insanların daha çok sıkıntı çektiği zamanlarda suçlar artar. istatistikler buğday fiyatının artışa bağlı olarak suç oranının da arttığını gösterir fakat bu ekonomik koşulların suça neden olduğu anlamına gelmez bu daha çok insan davranışlarının sınırları olduğunu gösterir.