Fazla düşünmek, sürekli planlamak, harekete geçememek insanı atalete, yani “Oblomovluk” a sürükler.
Romanın çoğunluğunda Oblomov’ u kanepesinde uzanırken, müjikler, köyün durumu ve taşınma işleri gibi evhamlı düşüncelerle boğuşurken görüyoruz, ama bir türlü hareket halinde, planlarını eyleme dönüştürürken görmek mümkün olmuyor çünkü evinden çıkacak iradeyi ve topluma karışacak gücü kendinde bulamıyor. Oblomov’ un arkadaşlarıyla olan diyaloglarında da gördüğümüz gibi, kendisi bu soyutlanma ve dış dünyayla olan bağını koparma sebebi olarak; gündelik ve sosyal hayatın samimiyetsizliğini, sosyetenin bayağılığını, toplumsal ve insani ilişkilerin yüzeyselliğini ve anlamsızlığını ileri sürer.
Oblomov gelecekte felakete yol açabilme ihtimali olan tehlikeleri görüyor ve çözümü onları ertelemekte ya da yok saymakta buluyor; tıpkı Olga’ yla olan ilişkilerine gölge düşüren, sonra da yitip gitmesine zemin hazırlayan, yüreğinden kopan umutsuzluğun ve inançsızlığın tasviri olarak Olga’ ya yazmış olduğu itiraf mektubundaki gibi.
Oblomov’ u bu bataklıktan ne Olga’ nın sevgisi ne de dostu Andrey’ in sabırlı çabaları çekip çıkarabiliyor ve biz okurlar da Oblomov’ un bir hiç uğruna mahvoluşuna şahitlik ediyoruz…