Kitabın ilk 100 sayfası benim için resmen çekilemez bir çile gibiydi. O kadar zorlanarak ve kitabı tamamen bırakmak isteyerek devam ettim ki.. Feyre'nin Bahar Sarayında geçirdiği günler ve Tamlin ile geçen anları o kadar bunaltıcıydı ki ilk kitapta Tamlin'i nasıl sevebilmişim diye düşündüm. Kitaba ilk başladığımda Dikenler ve Güller Sarayı ile arasındaki zaman farkına biraz sinir olmuştum. Bir sürü olay olmuş biz buraları niye göremedik diye. İyi ki de görememişiz yoksa kitabı ilk çeyreğinde bırakır seriye devam etmezdim. Kitap benim için son çeyrekte çok sürükleyici hale geldi saatlerce aralıksız okuyarak bu kitabı bitirmeden uyuyamam diyip sabahladım.
Kitabın en büyük sıkıntısı kurgusu veya yavaş işlemesi, yer yer kendini tekrarlaması değil de çevirisi bence. O meşhur "Feyre darling" lakabının "Feyreciğim" olarak çevrildiğini görmek beni nedense çok sinirlendirdi.
Son bölümde Feyre'nin (ve benim) nefret ettiği bahar sarayına dönmüş olması biraz moralimi bozdu. 3. kitaba yine bahar sarayında başlayacak olmaya kendimi mental açıdan hazırlamam gerekecek.
Kitabın genel kurgusuna ve bazı karakterlere okumaya başlamadan önce hakim olsam da "Beauty and the Beast" kurgusunun birebir aynısını asla beklemiyordum. Kitap genel olarak bir serinin parçası değil de ilk kitapta sonlanması gereken bir kurgu gibiydi ve o şekilde de bitti.
Kitabın başlarında Feyre'yi hiç sevmemiştim. Ablalarının ve babasının davranışlarına asla sesini çıkarmayan, isyan etmeyen ezik bir karakterdi. Bahar sarayına geldiğinde ona böyle davranan ailesi için bu kadar üzülüp harap olması da sinirimi bozmuştu. Fakat karakter gelişimi olarak iyileşmeye en çok müsait olan da yine Feyre'ydi ve kitabın sonunda bahar sarayına gelmeden önceki halinden daha güçlü, kararlı ve gözü pek bir kadına dönüştüğünü görmek beni mutlu etti.
Serinin devamında Rhys ile aralarında bir şey olacağını tahmin etsem de Tamlin'le ikisini yakıştırıyorum. Kitabın son yarısında tamamen Feyre'nin Tamlin için yaptıklarını okusam da Feyre'nin sevgisi bana Tamlin'in ona olan sevgisi kadar geçmedi. -Tamlin'in laneti kaldırmak için onu sevmek zorunda olmasına rağmen-
Okudum ilk Sarah J. Maas kitabı olmasına rağmen en sevdiğim yazarlardan biri olacağına şimdiden eminim. Serinin devamını okumak için sabırsızlanıyorum.
Serinin son kitabına gelmişken artık "grumpy man - sunshine woman" teması sıkmaya başladı. Bu çifti ne kadar sevsem de bana Alex ve Ava'nın çok da farklı olmayan başka bir versiyonunu okuyormuş hissi verdi. Çevirmen "Stalker"ı neden sapık diye çevirmiş anlamadım. Bütün kitap boyunca o kişiye sapık diye hitap etmeleri bana saçma gelmişti. Sonuçta "sapık" sapık değil bile saplantılı bir takipçi. Ayrıca kitabın ana olayını oluşturan bu sapığın kimliğinin çözülmesi kısmı da bana biraz zorlama geldi. Sapığın kimliği açıklandığında kim olduğunu anlamadım bile kitapta adı bile geçmeyen sadece Stella ile bir kere yarım saat röportaj yapmış biri. En çok gıcık olduğum şey ise hem önceki kitapta hem de bu kitapta çözülmediğini gördüğüm "Jules'un Christian'a büyük bi iyilik borcu var" plot hole'u idi. Yine de çifti sevdiğim için kitabın büyük çoğunluğu kolay aktı. Çarpık YalanlarAna Huang
"Enemies to lovers" konulu kitapların çoğuna nazaran ana karakterlerin gerçekten birbirlerinden nefret ettiklerini hissettiğim nadir hikayelerden biriydi. Serinin diğer kitaplarındaki ana karakterlere kolay ısınmıştım ama Josh ve Jules bazı anlarda bana çok itici geldiler. Örneğin Jules'ın hırsızlık olayını açıklayıp özür dilemesinden sonra Josh'ın yaptıkları kesinlikle affedilemez ve çok acımasızcaydı. En saçma bulduğum şeylerden biri de Jules'un şantaj olayıyla ilgili haftalarca, aylarca kimseden yardım istemeyip (Mesela Alex'ten) gidip hiç tanımadığı bir adamdan bütün olaylar bittikten sonra yardım istemesi. Ayrıca çok fazla smut vardı ve bir süre sonra hep aynı paragrafları okuyormuşum hissi yarattığı için çok sıktı. Çarpık NefretAna Huang
18. Yüzyıl aşk hikayelerinin günümüze uyarlanmış, modernize edilmiş akıcı bir haliydi. Hikayenin olay örgüsünün hemen bağlanması yerine 4 yıl gibi bir süre içinde geçmesini sevdim. Okurken beni en çok mutlu eden şeyler ise serinin diğer kitaplarındaki ana karakterlerin bu hikayeye de dahil oldukları anlardı. En sevilen dizilerin birlikte çekilen "crossover episode"ları gibi hissettirdi. Kitabın son bölümünde geçen ve serinin sonraki kitaplarının potansiyel hikayelerine atıf yapılan kısa 2 cümle beni serinin devamını okumaya ikna etti. Çarpık OyunlarAna Huang