Ahlak kurallarına tabi olunmadan nefsin cilalanması sonucu, 20. yüzyılın sonlarına doğru, yeni bir insan modeli oluşturulmaya başlandı.
Bu model, ahlaki küreselleşme süreci sayesinde sessizce tüm dünyaya yayıldı.
Duygusal açıdan sığ, derinliklerden kopmuş; özellikle karşılıksız sevgi, diğergamlık, vefa, kadirşinaslık, sezgi, yaratıcılık, estetik ve bütünsel görüş gibi asli insanlık duygularına yabancılaşmış;
insan ilişkilerinde yakın gibi görünse de aslında çok mesafeli, yalnız, menfaatçi, istismarcı, rekabetçi, cinsel açıdan ahlaksızca çok eşli, hayasızlığı özgürlük ve cesaret sanan, yaşlanmaktan ve ölümden bucak bucak kaçan, psikosomatik hastalıklardan mustarip, kronik derecede kaygılı, çevresine ve kendi kendisine Öfkeli bir insan...
Çoğunluğu bu tarz insanlardan oluşan bir medeniyet, "kendini aşırı önemseyen enaniyet ahlakı" olarak nitelendirildi.