11 Eylül saldırılarından sonra İslam'ın ve Müslümanların Avrupa'nın geleceği için en büyük tehdit olduğunu savunan ve islamofobik aforizmalar telaffuz etmekten çekinmeyen
İtalyan yazar Oriana Fallaci,
kendisini "Hristiyan bir ateist" olarak tanımlamaktaydı. Fallaci'ye göre Avrupa'yı İslam'a karşı koruyan tek kültürel ve entelektüel zırh, Hristiyanlık'tır.
Küçük şehir devletlerine yayılan Yunan siyasi-toplumsal yapısı, Yunan olmayanları 'barbar' kabul ediyor ve 'doğal kölelik' fikrini savunuyordu.
Aristo'ya göre Asyalı toplumlar, 'köle olmak' için doğmuşlardı.
Aristokratların yönetici olduğu Yunan siyasi modeli, bir "Seçilmişler Cumhuriyeti" idi. 'Doğal köle' olarak doğanlar zihinlerini değil sadece bedenlerini kullanabildikleri için,
onların 'evcil hayvanlar'dan farkı yoktur.
Hristiyanlığın ana yurdu olarak görülen Batı, aslında köken itibarıyla pagan bir geçmişe sahip.
Kadim Yunan, Çok tanrılı mitolojik bir din anlayışına sahipti. Roma'nın Hıristiyanlaşması yüzlerce asır sürmüştür.
Kudüs'te ortaya çıkan Hristiyanlık, Avrupa'nın tamamına ancak 8 ve 9 yüzyıllardan sonra yayılabildi. Hıristiyanlığın 'Avrupa'nın dini' haline gelmesi de orta çağlarda tereddüt eden bir durumdur.
Fransız şair ve yazar Paul Valery,
Batı medeniyetini inşa eden 3 temelin olduğunu söyler. Bunlar Yunan düşüncesi, Roma kültürü ve Hristiyan teolojisi ve ahlakıdır.
'Varlık meselesi' açısından bakıldığında, Amerikan kapitalizmi ile Rus komünizmi aynı kapıya çıkar.
İkisi de dünyanın kararmasına, ruhun parçalanmasına ve ademe mahkum edilmesine katkı sunmaktadır.