Bizim ülkemizde çocukların ev içinde en sık yaşadığı duygu maalesef “ kaygı” dır. Yine kavga mı edecekler? Yine ortalık karışacak mı? Babam bizi dövecek mi? Ayrılacaklar mı? Biz ortada mı kalacağız? gibi korkularla büyüyen çok insan var.
Anne ve babanın duyguları çocuk tarafından emilir. Anne ya da baba kaygılıysa,huzursuzsa, çocuk da bu duyguları adeta kopyalar. Yetişkin olduğunda hayatı yolunda gitse bile bu huzursuzluktan kurtulamaz.
Özellikle yeni kuşaklar, yani Y ve Z kuşağı, Batı’dan daha fazla etkilendikleri için “ hep mutlu olmalıyız” fikrine daha çok kapıldılar.Bir çoğunun kafasında mutluluk, Batı’daki gibi bir şeye dönüştü: hep eğlenmek… Eller havada, bağırarak şarkı söylemek,sürekli kutlamak… zannediyorlar ki hayat böyle yaşanırsa “ mutlu bir hayat” olur.Oysa hayat sadece eğlence değildir. Hayatın içinde emek vardır,yorgunluk vardır,kayıp,bekleyiş,sabır vardır. Mutluluk bu hayatın içinde bir “an” olarak gelir.Bazen bir gün, bazen bir saat.Ama sürekli bir hal değildir. Sürekli mutluluk aramak, insanı mutsuz eder. Çünkü hayat düz bir çizgide ilerlemez; inişli çıkışlı akar.
Batı’dan özellikle Amerika’dan esen bir rüzgar var. “ Haz peşinde koşma.” Hep mutlu olmalı,acıdan kaçmalıyız” deniyor.Bu anlayış insanı öyle bir noktaya getiriyor ki kimse korkudan bir derdini, bir kırgınlığını, yasını bile paylaşamaz hale geliyor.Benim mutluluğumu bozamazsın; üzülüyorsan bu senin sorunun, beni karıştırma diyen bir anlayış yayılıyor.