ben hayatta kendime bir yol bulamadım, yapamadım da, mevcutlara giremedim de. tırmanamadım da, büsbütün aşağı yuvarlanamadım da. anlatılan, görünen, gösterilen şeylerin yol oluşu bana inandırıcı gelmedi.
başkalarının bir şey yapar ya da yürürken duydukları heyecanı ve kavuşma arzularını nedenleyecek bir şeyi ben bulamıyordum. tercih edilmemek ve tercihleri anlamamak beni hiçbir tercih yapamayan yaptı. berlin’e, londra’ya, kısa bir süre amerika’ya, çok kereler italya’ya gittim. şirketlerde staj yaptım, bir hayli çalıştım. çalışmak beni az da olsa teselli ediyor, oyalıyor ve iş vasıtası ile de olsa tercih edilir, hitap edilir birisi yapıyordu.
hayata yerleştiğimi hiç hissetmedim. evime girdiğimi hiç hissetmedim, voleta hiç benimmiş gibi gelmedi, şirketin başarı ya da başarısızlıklarında ne göğsüm kabardı ne üzüntü duydum. araba kullanırken geçtiğim yerlere, gördüğüm insanlara pek dikkat etmedim, yemekleri çok ayırt etmedim. dikkatimi çeken şeylerden birisi, başkasının otomobillerin çekişi ya da vites değiştirirken hissettikleri ile yemeğin içindeki mantarla uyumu ile peynirdeki bekleme ve yağ oranı ile havadaki nem oranı ile... ilgili söyledikleri oluyordu. ben havayı da, mantarı da, vitesi de fark etmiyordum. dünyadan kesilmiş bir dilim et gibiydim de etin kalan kısmı ile hiçbir duyu alışverişim yoktu. ondan kesilmiş bir parça olduğumu da duymuyordum. öyle baygın, kendi kendime yana yatmış, sanki belli belirsiz bir kan sızdırarak duruyordum.
bana bakanın gözüne de sanki bir grilik çöküyor, başkaları geldiğindeki gibi karşılanmıyor, öyle uğurlanmıyordum. kızların bana bakışı bezgin ve anı idare eder halde, erkeklerinki tamamen umursamaz şekildeydi.