hayata yerleştiğimi hiç hissetmedim. evime girdiğimi hiç hissetmedim, voleta hiç benimmiş gibi gelmedi, şirketin başarı ya da başarısızlıklarında ne göğsüm kabardı ne üzüntü duydum. araba kullanırken geçtiğim yerlere, gördüğüm insanlara pek dikkat etmedim, yemekleri çok ayırt etmedim. dikkatimi çeken şeylerden birisi, başkasının otomobillerin çekişi ya da vites değiştirirken hissettikleri ile yemeğin içindeki mantarla uyumu ile peynirdeki bekleme ve yağ oranı ile havadaki nem oranı ile... ilgili söyledikleri oluyordu. ben havayı da, mantarı da, vitesi de fark etmiyordum. dünyadan kesilmiş bir dilim et gibiydim de etin kalan kısmı ile hiçbir duyu alışverişim yoktu. ondan kesilmiş bir parça olduğumu da duymuyordum. öyle baygın, kendi kendime yana yatmış, sanki belli belirsiz bir kan sızdırarak duruyordum.