Sevgi, kelimelerle ya da birkaç cümle ile anlatılacak bir şey değildir, keza Erbaş bu eserinde bunu gayet iyi bir şekilde anlatmıştır diye düşünüyorum.
Yaşıyoruz Sessizce;
bu bir şiir kitabı değil, bir figan, bir ağıttır.
Bir insan; sevgisini,matemini, özlemini ancak bu kadar naif bir şekilde anlatabilir.
'Seni seviyorum' yahut 'Özledim' demenin bu kadar basitleştiği bir devirde böyle bir kitabı okumak gerçekten çok etkileyiciydi.
Ölümü ,özlemi, matemi bu denli iyi betimlemeler ile anlatan az sayıda yazar-şaire rastlanır.
'Keşke Hatice Hanım hayatta olsaydı' dediğim anlar çok oluyor, hayatta olsaydı da Şükrü Erbaş bu kadar acı çekmesiydi.
Lakin o zaman Erbaş yazar mıydı bunları? Yoksa mahrum mu kalırdık bunlardan.
Ayrılık, ölüm mü bunları Erbaş'a yazdırdı?
Ben Erbaş'ı 1000kitap uygulamasında tanıştığım, Erbaş ile aynı topraklarda doğan bir okur sayesinde tanıdım{Kendisine teşekkür ederim.}, ve iyi ki tanımışım.
Erbaş' ı yalnızca birkaç şiirinden tanırdım, fazla tanıdığım bir yazar-şair değildi.
Fakat şu an kitaplarını okudukça,
aslında Erbaş'ı çok iyi tanıdığımı ya da onun beni çok iyi tanıdığını düşünüyorum. Çünkü kendimden bir çok şey buluyorum yazılarında.
Kendi basit, işe yaramaz, cümlelerimin yanına Hoca' nın satırlarını, dizelerini yazmak istemiyorum.
Lakin yazmadan da edemeyeceğim.
'Iki kişilik bir yalnızlığım
fotoğraflarının önünde
birisi alıp götürdüğün, ötekisi bırakıp gittiğin.. '{s.18}
Diyor ki Erbaş
'Senden bir parmak yüksekte aldığım her soluk, kalbimi kurutuyor.'
'Seni unutacak ömrüm kalmadı.. '{s. 34}
Tükendi gökyüzüm ,
kapandı günüm. {s. 39}