O Eylül gecesi aysbergin sadece herkesin gördüğü yüzünü görmüştüm ben, oysa gerçeği en çok hak eden ben değil miydim? Bir ölünün ihaneti kadar bir insanı yaralayan, güçsüzleştiren, çaresiz bırakan bir şey olabilir mi?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Suna’ya göre her edebiyatın bir mevsimi vardı. Kış geceleri büyük Rus romanlarına, yaz ayları Amerikan öykülerine, sonbahar tek başına Edip Cansever’e, ilkbahar ise Fransız klasiklerine ayrılmalıydı. İngiliz Edebiyatı mevsimsizdi tabii ki
Beni hayatta en çok bu sakinlikler korkutur: Ya için için kıpırdanan, bilmediğim, görmediğim, hissetmediğim bir şeyler varsa bu sessizlikte diye düşünür, trajedilerin en büyüğünün bizi en gündelik, en her zamanki hayatımızı yaşarken gelip bulacağına inanırım. İnsanın yağmurlu, soğuk bir akşamüstü soluk soluğa vardığı sıcacık evinde yüreğine saplanan bir kurşun, kanlı bir savaşın orta yerinde saplanan bir kurşundan daha fazla acıtmaz mı?
Cevabını hemen bulamayacağımı bildiğim sorular üzerine düşünüp kafa yormam ben. Soru bir intihar fikri gibi, arada ancak benim anlayabileceğim ipuçları vererek, yavaş yavaş cevabını bulsun isterim.
Büyü, bütün resimlere tek tek bakmak, eğer bir resme bakmazsam o resimdeki insanlar belki de üzülürler, ya da küserler ya da hep kıyısından döndüğüm o korkunç düşünce: Yok olup giderler belki de. Ama bunu açıklamamak da büyünün bir parçası.