'' Ulu Tanrı bile insanlar hakkındaki hükmünü onların ömürleri bittikten sonra veriyorken, biz aciz insanlar , kim oluyoruz da onları bir kere görmekle, üç-beş yazı okumakla, dedikodu dinlemekle insanlar hakkında hüküm verebiliyoruz.''
Tabiattaki kendinden zayıfını yutma kuralı en küçük mikroplardan en büyük hatta en yüksek canlılara kadar geçerli... Cemiyetler, .hükümetler., devletler de böyle...Bir devlet adaletin harfi harfine işlediğine kefil olmak için mahkemeler açıyor, kanunlar yapıyor. Komşusundan tavuk çalan bir fakiri cezalandırıyor. Fakat kendinden küçük veya kuvvetsiz komşu bir hükumeti yutmak ve memleketine katmak hırsından , bu adaletsiz düşüncesinden bir türlü kendini kurtaramıyor. İnsani işlerdeki bu garabet bazen o derecelere varıyor ki hak ile haksızlığın , hakça sahip olmayla çalmanın , gaspın sınırlarının nerelerde başlayıp nerelerde bittiğini belirlemekten insan aciz kalıyor. Bu ana kadar şahit olduğumuz numunelere bakınca '' hak'' kı kuvvetin doğurduğu anlaşılıyor. Kuvvetli olan haklı oluyor. o derecede ki acizlere , zayıflara hakkı en kuvvetli olan dağıtıyor. Kuvvetlinin görüşü hak oluyor. Bir zayıf, kuvvetlinin görüşünü hak olarak kabul etmek mecburiyetinde bulundukça hürriyet , adalet yerleşmiş olamaz. O kuvveti imkan derecesinde herkese dağıtmanın yolunu bulmalıdır.