Kişisel mülkiyet toplumun bir yansımasıdır, toplumun yardımı olmadan bireyin kişisel mülkiyet edinmesi imkânsızdır. Bireyi toplumdan ayırıp ona bir ada ya da kara parçası versek ve bunlara hükmetmesini söylesek bile birey kişisel mülkiyet edinemez, zengin olamaz ... Demek ki kişisel mülkiyetin bütün birikimi bireyin kendi elleriyle ürettiğinin çok ötesindedir, toplum içerisinde yaşamasından türemiştir ve o adaletin, minnettarlığın ve medeniyetin her bir parçasını topluma borçludur. Bu birikimin bir kısmı (vergi) bütünün geldiği yer olan topluma geri döner.
Kendi zayıflığının ve tutkularının vahşetini hissetmeyen kişiye bilge denemez. Çünkü bu kişi kendi kendisini tanımaz ve kendi kendisine nasıl güvenemeyeceğini bilmez.
İkna edici konuşmanın gücü bizim kanaatlere [doxa] olan bağlılığımızdan kaynaklanır. Eğer geçmişin, şimdinin ve geleceğin kesin bir bilgisine sahip olsaydık, fikrimizi değiştirmek bu kadar kolay olmazdı; tüm sahip olduğumuz kanaatlerimizdir, onlar zayıf ve tutarsız olmakla birlikte kolayca değişebilirler.