"Evet, tabii ki bunu hatırlıyorum!" (ya da "Evet, bunu gayet iyi hatırlıyorum!") dediğimizde başarılı bir geri çağırma sürecimiz olduğunu düşünürüz. Ama hatırladığımız şey geçmişte yaşadıklarımızın kesin bir yansıması mıdır, yoksa dağılmış hatta illüzyona varan hâli midir? Neredeyse yüzyıla yakın zamandır davranışsal araştırmalar, hatırlamanın mümkün olmadığını ve bunun nedenlerini açıklamak tadır. Anılar beklentilerimizle uyuşacak biçimde bozulur ve bazen hiç olmamış olayları bile "hatırlarız". Kesin ve yanılsamalı bellek arasındaki benzerlik ve farklılıkları nöral düzeyde araştırmak belleğin işleyişine daha ileri düzeyde bir bakışı gerektirir. Schacter (2001; Buckner ve Schacter, 2005) ön yargı, yanlış atıfta bulunma ve telkin gibi çok sayıda bellek hatasının varlığından söz eder.
Oy verme hakkı kazandıktan sonraki on senede kadınlar olayların fikirlerden daha çabuk değiştiklerini öğrendi, netice itibariyle çoğu politik düşünce çağdışıdır ve değişen koşullara uyum sağlayamaz. Belki de en büyük görevleri bu daimi uyarlama ihtiyacını karşılamaktır ve politik durumu sil baştan planladıklarından ötürü, sıradan vatandaşın politik yaşama egemen olan, yıpranmış, konvansiyonel ifadelerin ölümcül etkilerinden kaçmasına olanak sağlayabilirler.