TUTUNAMAYANLAR
“Hayatta silgim hep kalemimden önce bitti. Çünkü kendi doğrularımı yazacağım yere, tuttum başkalarının yanlışlarını sildim.” -Oğuz Atay
Hayatta silgisi hep kaleminden önce bitenler,neyi,ne zaman,nerede ve nasıl isteyeceğini hatta neyi isteyip neyi istemediğini bilmeyenler derneğine hepiniz hoşgeldiniz.
Tutunamayanlar, Oğuz Atay’ın ilk okuduğum kitabı diyebilirim.Bundan önce kendisine birkaç kez başlamış,gerek kendimi hazır hissedememem gerekse yazılanlara anlam verememem üzere yarıda bırakılmıştır. Bir işin sonu gelmeden o işin mesajını anlayamazsınız. Tam da bu yüzden dizilere konu olmuş,herkes tarafından adeta deli olunan Tutunamayanları bitirme kararı almış bulundum. Bitirdim de.
Kitabın başları yazarı,karakterleri anlama evresi ile geçiyor diyebilirim.Gözlerinizin önünden kelimeler geçiyor ama anlayamıyorsunuz. Okuyup okuyup ortasına geliyor ama ‘ben buraya nerden geldim,ne oluyor ? ‘ diyip tekrar başa dönüyorsunuz. Evet, kitap böyle başlıyor fakat endişelenmeyin baştaki gerginliği ve anlama evresini atlattıktan sonra hemen olayın içine atılacaksınız.
İlginç betimlemeleri, karakterlerin ana dünya ve bilinçleri arasındaki bağlantıları, zaman mekan sapmaları ile sizi gerçek anlamda büyüleyecek Tutunamayanları okurken sanki bir takım akıl oyunlarına tâbi tutulacaksınız.
Kitapta ilk anlama evresi, tanıma-tanışma evreleri dışında beni sıkan bölümler yoktu. Bana göre her şey hizasında, düzgün bir şekilde – e tabi bunda yazarımızın payı büyük- işliyordu. Büyük bir okuma halkası olduğumuzdan kitap hakkında pek çok farklı, iyi, kötü fikir duydum. Önceki ben gibi kitabı yarım bırakan, yarına bırakan arkadaşım da çoktu.
Eğer sizler kitabı yarım bırakmak istemiyorsanız tavsiyem “tanışma faslını” mümkün oldukça hızlı geçmeniz.
Gelelim baş kahramanımızla ilgili