Ömer Erdem

Ömer Erdem
@Oid_ipus
Bazen bir yere oturursun ve kalkmak istemezsin. Sadece bedenin değil zamanın kendisi de oraya çöküp kalmıştır. Etrafındaki her şey akmaya devam eder. İnsanlar konuşur, kapılar açılıp kapanır, hayat kendi hızında sürer. Ama senin içinde bir şey kırılmış gibidir. Senin zamanın onlarınkiyle aynı akmaz artık. Her şey dışarıda ilerlerken sen içeride yavaş yavaş durursun. Aslında yapılacak şeyler vardır. Gitmen gereken yerler, tamamlaman gereken işler, belki senden bir şey bekleyen insanlar... Bunların hepsini bilirsin. Hatta zihnin sana bunu durmadan hatırlatır. “Kalkman lazım,” der. “Burada kalamazsın.” o ses artık bir emir gibi değil uzaktan gelen zayıf bir uğultu gibidir. Mantık çalışır ama etkisi yoktur. Çünkü beden çoktan kararını vermiştir. Vücut sanki oturduğun yere kök salmıştır. Kalkmak, basit bir hareket olmaktan çıkar. Ağır, neredeyse imkansız bir eyleme dönüşür. İçinde bir direnç vardır ama bu aktif bir karşı koyuş değil, daha çok çökmüşlükten gelen bir hareketsizliktir. İstememek bile değildir bu. Daha çok, hiçbir şey isteyememek gibi. Bir süre sonra fark edersin ki sorun yorgunluk değil. Dinlenmek de değil. Sadece yerinden kalkamayan bir ağırlık vardır içinde. En rahatsız edici olan ise bunun farkında olmaktır. Orada öylece kaldığını bilirsin. Zamanın senden koptuğunu, geride kaldığını görürsün. Ama bu farkındalık seni harekete geçirmez. Aksine daha da sabitler.
Duygu ve Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Şans ve risk ikiz kardeş gibidir Aynı parayla yazı tura atanların kimine yazı gelir kimine tura
Hayata Dair
Olaylar; kişiler ve durumlardan bağımsız düşünülemez.
Duygu ve Düşünce
Gereksinim, çözüm değil beklentidir.
Duygu ve Düşünce
Nerede bu mutluluk?
İnsan çoğu zaman mutluluğu bir zirveye benzetir. Ulaşılması gereken bir yer, varılması gereken bir nokta, elde edilmesi gereken bir sonuç. Bu yüzden tırmanır. Daha başarılı olmak için, daha değerli hissetmek için, daha çok sevilmek için, daha “yeterli” olmak için. Fakat burada sessiz bir varsayım gizlidir: “Şu an olduğum halim yetmez.” İnsan zirveye doğru tırmanırken çoğu zaman yalnızca enerjisini değil kendisini de harcar. Çünkü mutluluğu bir sonuç olarak gördüğünde kendi varlığını o sonuca araç haline getirir. Artık yaşamak için değil, ulaşmak için yaşar. Zirveye ulaştığında kısa bir an için coşku duyar. Fakat o anın hemen ardından ufukta yeni bir tepe belirir. Bu hayatın acımasızlığı değil zihnin yapısıdır. İnsan alışır, insan normalleştirir, insan ulaştığını sıradanlaştırır. Böylece mutluluk sürekli ötelenir. Oysa belki de sorun zirveye çıkmak değildir. Sorun, mutluluğu zirveye bağlamaktır. Mutluluk bir konum değildir. Bir sahip oluş değildir. Bir sıfat değildir. Mutluluk, insanın kendi varlığıyla kavga etmeyi bırakmasıdır. Kişi kendini bir hedef uğruna harcamaya başladığında, içsel değerini dış sonuçlara devretmiş olur. Başarırsam değerliyim, Sevilirsem yeterliyim, Ulaşırsam tamamım demeye başlar. Böylece mutluluk bir ödüle dönüşür. Varoluşun doğal hali olmaktan çıkar. Oysa insan zirveye çıkmadan da vardır. Seçilmeden de vardır. Alkışlanmadan da vardır. Ve bu varoluş, başlı başına bir değerdir. Mutluluk çoğu zaman arandığında bulunmaz çünkü arama eylemi bile bir eksiklik varsayar. “Bir yerde olmalı” diye düşündüğümüz her şey, bizi bulunduğumuz andan koparır. Belki de mutluluk, arayışın durduğu yerde başlar. Kişi kendini harcamadığında, kendini bir yarışın malzemesi yapmadığında, kendi değerini ertelenmiş bir geleceğe bağlamadığında… mutluluk uzak bir dağ
Duygu ve Düşünce