Merhaba,
Bir doktor, bir sanatçı ve bir yazar olan Ercan Kesal'ın kitabı "Velhasıl"ı okurken sanki pek sevdiğim bir büyüğümle muhabbet ediyor gibi hissettim. O kadar içten, o kadar bendendi ki...
Kitap içeriğine yönelik yazılacak belki çok şey vardır ama ben kelimeler hakkında yazmak istedim. Aralara altını çizdiğim yerleri serpiştirmeyi de unutmadan...
Kelime, 'kelam'dan gelir. Söz demektir aslında. İncil'i merak edip okudunuz mu hiç? Gerçi inandığımız kitapları okuma konusunda sınıfta kalmış bir toplumuz, inanmadığımızı mı okuyacağız? Yine de okuyanlar bilir; Yuhanna İncil'i şu sözle başlar: Başlangıçta 'söz' vardı, 'söz' Tanrı ile birlikteydi ve 'söz' Tanrı idi. İşte kelimenin önemi tam da bu noktada çok net bir şekilde ortaya konulmuş aslında.
Kelimeler, yeri gelir yaranın kendisidir, yeri gelir merhemi... Yeri gelir Kabe yıkar, yeri gelir insanlığı kurtarır... Yeri gelir zehirdir, yeri gelir şifa... Kesal kitabında şöyle der; kelimeler mazlumların yaralarını serinleten merhemlere benzer.
İnsanın sesi mi çok çıkmalı, sözü mü?
İnsan sözünü yükseltmeli lakin bunun için önce insan kendini bilmeli. Kendini anlamalı. Başından geçenlerin, yaptıklarının, yapamadıklarının, yapabileceği halde yapmadıklarının analizini yapmalı. İnsan sözünü yükseltebilmek için dönüp kendine ve böylece Tanrı'nın yansımasına bakmalı.
Acıyı da tatlıyı da hakkını vererek yaşamalı insan, sözünü yükseltebilmek için. Pişmek ve nihayetinde yanmak için acıyı bal eyleyecek sözler yaratmalı. İşte bu noktada edebiyat ile bağ kurmalı. Öykü, roman, şiir... İnsanlığın ortak değerlerini ve sözlerini içinde barındıran bu hazinelerden mahrum etmemeli kendini. Acıyı bal eylemek, ruhunu iyileştirmek için başka acıları 'bilmeli', başka ruhları 'tanımalı'...
Kesal, yazmak isteyenler için Kieslowski'nin