Benim çocukluğum ve gençliğimde şampiyon denince ilk akla gelen, Yaşar Doğuydu. Yaşar Doğu'yu, ilkokul öğrencisiyken, spor ve sergi sarayında, milli maçlarda güreşirken 2 kez seyretmiştim. Minderde hala gözümün önünden gitmeyen hareketleri, tıpkı çok sonra izlediğim doğa filmlerindeki aslanları andırıyordu. O zamanlar 15 dakika süren güreşlerin ikisini de ilk 5 dakika bitmeden tuşla kazanmış, yenik rakibinin elini sıkmış, sırtını sıvazlamış, teselli etmişti.
Bir vakitler sporcular uluslararası turnuvalarda birincilik kürsüsüne çıkmakla, madalya kazanmakla değil, bunlara ek olarak halkın gönlünde taht kurmakla gerçek şampiyon kimliğine ulaşabilirlerdi, Yaşar Doğu alçak gönüllülük, çok gözlülük, efendilik ve dürüstlük simgesi gerçek bir şampiyondu.
Güreşmeyi bıraktıktan sonra kendini tam zaman yeni şampiyonlar yetiştirmeye adamıştı. Anadolu'da bulduğu yetenekli gençleri kolundan tutup kamu kurumlarına götürdüğü, onları onları bir işe yerleştirip Ankara'da kalmalarını ve idman yapmalarını sağlayarak çok sayıda güreşçi yetiştirdiği bilinirdi. Yaşar Doğu genç yaşta vefatına kadar en üstten en alta toplumun bütün katmanlarından saygı görmüştü.
Şampiyon Yaşar Doğu Nur içinde yatsın ve bizlerden sonrakilerce de hiç unutulmasın. Türk güreşinde her yönleri ile şampiyon unvanının yakıştığı Mustafa Dağıstanlı, Ahmet Ayık, İsmet Atlı ve diğerleri gibi pehlivanlar da çıktı, ama kimse Yaşar Doğu gibi bir simge olmadı.
Yaşar Doğu'yu ve hatta adını saydığım veya sayamadığım yüksek ahlak timsali şampiyonları bildikten sonra, 5-10 büyük turnuvada birincilik kürsüsüne çıksa da sahte olduğu öne sürülen diplomalar kullanarak bankerliğe özenen güreşçi eskilerine şampiyon diyemiyorum. Diyemiyorum da şimdikilerin şampiyonları herhalde böyle oluyormuş diye düşünüyorum. Düşünüyorum da Kim
takar