Bekir Ağa bölüğünde tanıdığım sinemalar arasında Urfa Mutasarrıfı merhum nusrat'ı hiç unutamam. Enerji sahibi, ciddi bir azimkar bir adamdı. Vazife başında kendisini görmedim ama
bilenlerden işittim ki çok dürüst ve çalışkan imiş.
İnsanları yakından tanımak için hapishaneler kadar elverişli yer yoktur. Hapishane hayatı yaşamış olanlar bilirler ki, burada insanlar birbirleriyle sıkı temastadırlar. Beraber kalkarlar. Aynı masada yemek yerler. Koğuşta yatarlar. Uyku zamanı müstesna bütün bir 24 saatlik hayat hep müşterektir. Vakit geçirmek için herkes birbirine hayatını, mazisini, maceralarını anlatır. Hapishanede topu topu 2 ay tanıdığınız bir adamı, dışarıda 10 senelik muhalefeniz olan bir arkadaştan daha fazla tetkik etmiş ve anlamış sayılabilirsiniz. Nitekim Nusret ile olan muharrefemiz 4-5 ayı geçmemişken birbirimizi iyi anlamış ve derin bir muhabbetle sevmiştik. Nusret'in bence yegane kusuru, saf oluşu idi. Bu da temiz yürekliliğinden ileri geliyordu. Nemrut Divanı Harbi'nin kendisini asacağına bir türlü ihtimal vermezdi. İdamdan 15, 20 gün evveline kadar
_iş artık karara kaldı. Berat muhakkak. Buradan çıkar çıkmaz evvela müterakim maaşlarımı alır ve evvela borçlarımı öderim. Çoluk çocuğun birkaç aylık nafakasını da temin ettikten sonra hemen Anadolu'ya geçerim der ve Anadolu'ya geçtikten sonra nasıl can'la başla çalışacağını, kendisine verilecek vazifede muvaffak olmak için neler yapacağını uzun uzadıya anlatırdı. İdam şöyle dursun, en ufak bir mahkumiyet bile hatırından geçmezdi. O kadar kendinden emindi.
Gerçi nemrut Mustafa'nın muhakeme tarzından çok şikayetçiydi. Anlattığına göre, bu zalim herif ona müdafaa Hakkı vermez, söz söyletmez, ümitlerin birbirini nakleden ifadelerine dikkati celbedilse aldırış etmez ve bunları zapta geçirtmezmiş. Diğer taraftan,