Bilinmeyen bir ülkedeyiz trafikte kırmızı ışığı beklerken nedenini bilmeden bir insan kör oluyor sadece bununla kalsa iyi ne yazık ki bu bulaşıcı bir körlük. Yayılmaya başlıyor devlet tarafından fark edildiğinde ise önlem alınmaya çalışılıyor. Beyaz körlük içindeki hastaları, boş olduğundan ötürü bir deliler hastanesine götürüyorlar tabi götürürken etkileşimdeki herkese körlük bulaşıyor.Tüm dünya körlük salgınına yenik düşerken bir kadın var ki hastaların içinde olmasına rağmen kör olmuyor(Nedenini hep merak ettim) Ama bunu hep gizledi tabi arada fark edenler oldu.Deliler hastanesinde koğuşlarda kalan körler kötü şartlarla karşı karşıya kalıyorlar. Tek bir isim dahi geçmiyor kitapta geçse ne fayda ki kim kimi görebiliyor ki ve ne önemi vardı ki. Doktor, doktorun karısı, koyu renkli gözlüklü kız, ilk kör, ilk körün karısı...
Sefalet içinde yaşıyorlar kapıda askerler körleri denetim altında tutuyorlar kısıtlı yemek ve olaylar olaylar...
Körler içinde yeni bir hayat düzeni devreye giriyor bir takım körler yemekleri kısıtlıyor buna karşılık sanki değeri kalmış gibi diğer körlerin üzerinde bulunan değerli eşyalar karşılığında yemek veriyorlar hatta abartıp orada bulunan kadın körlere bile sahip olmak şartı koyuyorlar.(Bu hastane bir mikro toplum gibi yardımlaşmanın yanında ahlaksızlık,hızsızlık, güç gösterileri...)
körler tüm dünyanın kör olduğundan habersiz hastaneden kaçıyorlar ve acı gerçekle karşılaşıyorlar.Herkes kör.
Özgürlük müydü gören insanın yarattığı dünyaya dönebilmek yoksa okyanusun ortasında av olmak mı?
Görmek olmasaydı 5 duyu organ yerine 4 duyu organ ile bir dünya yaratabilir miydi kendine?
Görebilen tek kadın gerçekliği sadece yaşamıyor aynı zamanda görebiliyor.Görmek daha acı verici olmalı herkesin göremediği yerde görmek...