Okur

Okur
@Okumakta
Sisli hayaller kaplar içimi... Az insan, çok kitap bir de insanlardan daha samimi şekersiz, sıcak çayım
9/10
·160 syf.·
2020 11. kitabı
Türk edebiyatı klasiği olan Ahmet Mithat Efendi denince akla ilk gelen kitaplardan biri. Olaylar baştan sona sohbet havası içinde anlatılıyor yer yer diyaloglara yer veriliyor ve akıcı bir kitap. Felatun Bey; çok rahat bir yaşamı olan, modern hayatı benimsemiş, ailesinin varlıklı oluşundan ötürü devlet dairesindeki işi pek ciddiye almayan zevk ve sefaya düşkün bir birey kendisi. Rakım Efendi ise; tamamen kendisini ailesine işine adayan, babası vefat ettikten sonra dadı kalfasıyla ve kölesiyle hayatla mücadele eden, çok temiz ve namuslu bir genç. Felatun Beyin batıyı, alafrangalı hayatı benimsemiş fakat daha özümsemeden hareket ediyor olmasının yanında Rakım Efendinin batının daha çok ilmini, edebiyatını ve müziğini benimsemiş kendi kültürü ile harmanlamış mütevazi bir Osmanlı delikanlısı olduğunu okuyoruz.Kitapta bu iki karakter yer yer karşılaşıyor ve hayatlarının ne yönde gittiği hakkında bilgilendiriliyoruz. Zaman zaman bu iki karakterin karşılaştığı sırada hayatlarındaki seçimlerden ötürü zıtlıkları da karşılıyor bizi. 1800'lü yıllarda yazılmış bu kitap bana bu izlenimi verdi; insanlarda batılılaşma çok yanlış empoze edilmişti ki bu durum Ahmet Mithat'ın canını sıkmış olmalı Felatun Beyden bahsederken sanki üvey çocuğundan bahsediyordu. Yazarın istediği kendi özümüzü kaybetmeden batının ilminden yararlanabilmekte.Gayet eğlendiğim bir kitap oldu...
Felâtun Bey ile Râkım EfendiAhmet Mithat Efendi · Timaş Yayınları · 200328,2bin okunma
Reklam
10/10
·331 syf.·
2020 9. kitabı
Bilinmeyen bir ülkedeyiz trafikte kırmızı ışığı beklerken nedenini bilmeden bir insan kör oluyor sadece bununla kalsa iyi ne yazık ki bu bulaşıcı bir körlük. Yayılmaya başlıyor devlet tarafından fark edildiğinde ise önlem alınmaya çalışılıyor. Beyaz körlük içindeki hastaları, boş olduğundan ötürü bir deliler hastanesine götürüyorlar tabi götürürken etkileşimdeki herkese körlük bulaşıyor.Tüm dünya körlük salgınına yenik düşerken bir kadın var ki hastaların içinde olmasına rağmen kör olmuyor(Nedenini hep merak ettim) Ama bunu hep gizledi tabi arada fark edenler oldu.Deliler hastanesinde koğuşlarda kalan körler kötü şartlarla karşı karşıya kalıyorlar. Tek bir isim dahi geçmiyor kitapta geçse ne fayda ki kim kimi görebiliyor ki ve ne önemi vardı ki. Doktor, doktorun karısı, koyu renkli gözlüklü kız, ilk kör, ilk körün karısı... Sefalet içinde yaşıyorlar kapıda askerler körleri denetim altında tutuyorlar kısıtlı yemek ve olaylar olaylar... Körler içinde yeni bir hayat düzeni devreye giriyor bir takım körler yemekleri kısıtlıyor buna karşılık sanki değeri kalmış gibi diğer körlerin üzerinde bulunan değerli eşyalar karşılığında yemek veriyorlar hatta abartıp orada bulunan kadın körlere bile sahip olmak şartı koyuyorlar.(Bu hastane bir mikro toplum gibi yardımlaşmanın yanında ahlaksızlık,hızsızlık, güç gösterileri...) körler tüm dünyanın kör olduğundan habersiz hastaneden kaçıyorlar ve acı gerçekle karşılaşıyorlar.Herkes kör. Özgürlük müydü gören insanın yarattığı dünyaya dönebilmek yoksa okyanusun ortasında av olmak mı? Görmek olmasaydı 5 duyu organ yerine 4 duyu organ ile bir dünya yaratabilir miydi kendine? Görebilen tek kadın gerçekliği sadece yaşamıyor aynı zamanda görebiliyor.Görmek daha acı verici olmalı herkesin göremediği yerde görmek...
Edebiyat
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,9bin okunma
10/10
·90 syf.·
2020 5. kitabı
Bir kadın düşünün; bir adamın karısı ve bir çocuğun annesi... Normal monoton geçen bir hayatının tam ortasında bir karabasan görüyor ve uyuyamıyor... Bu kadın uyuyamadığı o zaman diliminde kendini, ailesini yaşamını sorguluyor. Durumunu ölümle ilişkilendiriyor ölümü deneyimleyen olmadığı için ölümün nasıl olduğunu sadece varsayımlardan ibaret olduğunu söylüyor. Uykusuzluğun olumlu tarafını bulmaya çalışıyor büyük zaman kaybı olarak görmeye çalışıyor. Kitapta sürekli karşımıza çıkan bir kitap var ; 3 sayfa da bir yazar gözümüze sokuyor Tolstoy’un Anna Karenina romanı... Uykusuz kadın bu romanı tam 3 kez bitiriyor... sonu da yarım kalmışlık hissi veriyor ki zaten malum bir sürü teori var... Derinlemesine incelenmesi gereken, üstüne düşünülmesi gereken bir öykü kitabı.
Edebiyat
UykuHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20153,727 okunma
10/10
·384 syf.·
2020 4. kitabı
Sabahattin Ali hayranı olarak bu kitabı ikinci okuyuşum ve tekrar acı sona hüngür hüngür ağlayışım. Yusuf'un yalnızlığı, yabancılığı, içe dönüklüğü... Muazzez'i gömüp başını göğe kaldırıp, köyün camisinin minarelerine elini sallayarak çaresizce bakakalması ... "İçindeki bütün yıkıntılara bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu. Matemi ortaya vurmadan tek başına yüklenecek ve yeni bir hayata doğru yürüyecekti."
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Dokuz Yayınları · 2019210,6bin okunma
Puan vermedi·264 syf.·
2019 6. kitabı
Kozadaki uğultu.... Aşırı sürükleyici ve betimlemelerin bolca olduğu hayatın içinden alınmış bir hikayeyi anlatıyor gibi... Huzur apartmanının 7. katında yaşayan fakat hiç huzurlu olmayan Kalender'i ve onun çevresiyle olan ruhsal değişimini kozasından çıkma halini anlatmış Samimi zavallı babası, çocukluktan itibaren kendisine şiddet uygulayan sinir krizleri geçiren annesi, Huzur apartmanının tek huzurlu evinde yaşayan aşık olduğu psikolog kız olan Akasya, çocukluk arkadaşı olan mahalle imamı , aynı caminin lavabosunu işleten naci abi ve tesadüfen tanıdığı dilenci ferhatı ... Bu her kahraman tek tek onun ruhuna tesir etmiş ve bu sayede kozasından çıkabilmiş saf kalpli Kalender'in hikayesini anlatıyor. Ama şunu söylemek gerekirse roman tamamlanmamış gibi eksik gibi kalakaldım. Kozadaki Uğultu Halil Tekeş
Kozadaki UğultuHalil Tekeş · İthaki Yayınları · 201946 okunma