Dolaptan Temaşa Ahmet Mithat Efendi'nin yazdığı 1890 yılında Tercüman-ı Hakikat gazetesinde 23 bölüm halinde tefrika edilen hikâyedir. Yeniçeri dönemine ait adetleri esprili bir üslupla aktaran hikâyede helva sohbetine gitmek isteyen bir akşamcının başına gelen hadiseleri anlatır.
Ahmet Mithat'ın “Maksadımız yeniçeriliğin mevcut olduğu zamanlardaki eğlencelerin bazılarını anlatmak” diye bahsettiği Dolaptan Temaşa'da pek de bilmediğimiz yaşayışıyla bir dönemin kapıları aralanıyor. İstanbul'un mahalle kahveleri, “helva sohbetleri”, giyim kuşam ve âdetleri, hatta eşyasıyla... Kısa, ancak oldukça zengin içeriğiyle roman Behram Ağa, Dilber Leyla, Yeniçeri Zorlu Mustafa ve Paşalı Ahmet Ağa karakterleri arasında gelişen komedi ve gerilim unsuruyla bezeli, cinayetlere varan olayları konu alıyor.
XIX. yüzyıl Alman edebiyatının en etkileyici yazar ve şairlerinden Heinrich von Kleist'ın ilk kez 1810'da yayımlanan Michael Kohlhaas adlı uzun öyküsü, 16. yüzyılda yaşanmış gerçek bir olaydan yola çıkar.
Adalet mekanizmasındaki çürümüşlüğü anlatan, gerçek bir kişilikten yola çıkılarak kurgulanan Michael Kohlhaas adlı yapıtında Kleist başkişinin adalet mücadelesini okuyucuya aktarır.
Michael KohlhaasHeinrich Von Kleist · Can Yayınları · 20171,067 okunma
“Kim bekliyor seni? Esaret ve belki de ölüm, başka hiçbir şey beklemiyor seni. ”
Mecbur kaldığımız o kadar çok durum vardır ki hayatımızda karşımıza çıkan, çoğu zamanlarda boyun eğdiğimiz belki de boyun eğmek zorunda kaldığımız bir düzen içinde olduğumuzun gerçeği bilakis ortadadır . Lakin önemli olan dışarda gördüğümüz dünyaya çok kaptırmadan kendi dünyamızı yaratıp negatif duygu , mecburiyet veya bize yanlış gelen doğruları hayatımıza sokmadan mutlu olmaya , yaşamaya çalışmaktır!
“Unutma: Cesaret Korkusuzluk Demek Değildir.
Eğer bir insan korkusuzsa, ona cesur diyemezsin. Bir makineye cesur diyemezsin, o korkusuzdur. Cesaret sadece korku okyanusu içinde varolabilir. Cesaret, korku okyanusu içinde bir adadır. Korku vardır ama bu korkuya rağmen insan o riski göze alır; işte cesaret budur. İnsan titrer, insan karanlığa girmekten korkar ama yine de girer. İnsan, kendine rağmen adım atar; cesur olmanın anlamı budur. Bu, korkusuzluk demek değildir. Korku dolu olmak ama onun altında ezilmemek demektir.”