Kitap, bir hayal ürünü değil de, yaşanmış olaylar üzerine oluşturulduğu için edebi yönü hakkında bir yorumda bulunmayı haksızlık olarak düşünüyorum. Bizi olduğumuz an'dan alıpta o kara günlere götürüyor ve kalbinize adeta bir bıçak saplanıyor gibi hissediyorsunuz. İnsanoğlu'nun nasıl olur da Tanrı'nın yeryüzünde ki temsilcisi olur fikrini sorguluyor ve buna tüm benliğiniz ile karşı çıkıyorsunuz. Belki de bazıları bize Tanrı'nın cehennem yüzünü gösteriyor. Kitabı okurken insanın canını en çok acıtan ise bir zamanlar yaşanmış bu zulmün şimdi bir yerlerde halen yaşanıyor olması duygusu. İnsanlık hangi devir olursa olsun aslında hep aynı çarkın içinde dönüp duruyor. Medeniyet denilen şey sadece kısa romantik hikâyeler gibi kalıyor hayatımızda. Bu kitapta şunu da öğreniyoruz, bazen hafife alınan veya görülmek istenmeyen kin, geçmişe öfke ve dışavurulmayan intikam duygusu kendini en acımasız ve canice yöntemlerle gösterebiliyor. Bu yüzden insanlık alemi olarak daima barış, kardeşlik ve birliği sağlamak, bunun önündeki engelleri şeffaf bir şekilde kaldırmak gerekiyor. Umarım dünyamız bir daha böyle zulümlere tanık olmaz.