Hayatın bir felaketten sonra daima bir saadet verdiğini,o güzel darbımeselin söylediği gibi ayın on beşi karanlıksa,on beşinin mutlaka aydınlık olacağını bilmiyor değildim. Fakat bu mehtabın bu kadar koyu bir karanlıktan, bu kadar umulmaz bir dakikada doğacağını aklıma getiremezdim.
İnsan,yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış,ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye,kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar,her birinin gönlümüzden kopup ayrılması,bir ayrı sızı uyandırırmış. Bunu yazan şair ne kadar haklıymış!
Sahici bir kuşa dönüşüp bu dalların üstünden gökyüzüne kanatlanmayı,yukarıdaki ay ellerinde kaybolup giderek bu dünyadaki insanların yüzlerini artık görmemeyi ne kadar istiyordum.
İster üç bin yıl,ister otuz bin yıl yaşa,şunu unutma ki kimse yaşadığından başkasını yitirmez ve yitirdiğinden başkasını yaşamaz,bu yüzden en kısa yaşam ile en uzun yaşamın süresi aynıdır.