”Okumadan geçemediğim için okuyorum, sıkılsam da okuyorum. Düşünmek için okuyorum, hayran olmak için okuyorum, eğlenmek için okuyorum. Okuyup yoruluyorum. Dinlenmek için de gene okuyorum.”
Aşk, “bir insanın diğer bir insan içinde kaybolması”dır. Yani kişinin, egosunu bir başka insanın ego havuzu içine atarak eritmesidir. Ancak gerçekçi olmayan aşklarda, seven benliğini sevilende erittikten bir süre sonra ona düşmanlık besleyebilir. Bu problemin kaynağı, aşık olan kişinin karşısındakine değil, idealize ettiği bir kimliği, yani zihninde tasarladığı onu sevmesidir. Fakat sevdiğiyle yakınlaştığında, onun idealindeki insan olmadığını görerek hayal kırıklığına uğramaktadır ki, sonuçta nefret yaşanabilir. Delicesine büyük bir sevdayla başlayan aşkın bir süre sonra buhar olup uçmasını sebebi, aşığın her şeye pembe gözlükle bakmasıdır.Oysa gerçekçi tarzda yaşanan aşk, çiftin engelleri beraber aşıp ilişkinin derinlik kazanmasıyla devam eder ve yok olma tehlikesiyle de karşılaşamaz.
Boşanma tatsız, istenmeyen ve herkesin bedel ödediği bir hadisedir. Kazananı olmayan, herkesin az veya çok kaybettiği bir durumdur. Adeta savaş gibidir. Savaşta kazanan insan bile çok şey kaybeder.