Sosyal medyada geçirilen zaman arttıkça şükür duygusu azalabiliyor, yersiz kıyaslar başlıyor, mutsuzluk çoğalıyor, neden böyle bir hataya düşüyor olabiliriz?
Sosyal medyada ne kadar fazla vakit geçirirsek, başkasının hayatına yönelik o kadar fazla seyirci ve izleyici hâle geliyoruz. Bir bakıyoruz ki herkes geziyor ve eğleniyor, herkes bir şeyler "başarmış". Ama bu gördüklerimiz hayatın gerçek hâli veya tamamı değil çoğunlukla bir bölümü ve "filtreli" görüntüsü. En iyi anların ve belki de sansürlü gülümsemelerin özenle tasarlanarak sıralanmış hali.
Kimse sıkıntıdan uyuyamadığı gecesini, parasız kaldığı zamanı, kafasının karışık olduğu dönemi paylaşmıyor. Hatta paylaşsa bile onu dahi karizmatik ve afili bir şekilde sunuyor. İşte sorun tam da burada başlıyor ve pürüzsüz görünen hayatlar bazı insanlarda haset oluşturuyor. Haset duyduğunu ifade etmek ve itiraf etmek de kolay değil ama "Niye benim hayatım böyle değil?" sorusu içten içe insanın kalbinde büyüyor. Oysa kıyas çoğaldıkça memnuniyet azalıyor. Elimizde olana değil, elimizde olmayana odaklanıyoruz. Böyle olunca şükür geri çekiliyor, bühtan ve sitem öne çıkıyor.
Bir de sosyal medyada sürekli "izleme ve izlenme håli var. Hayatı sahaya inip bizzat yaşamak yerine, tribünde kalmakla yetiniyoruz. Birilerini alkışlayarak veya ıslıklayarak günlerimizi geçiriyoruz. Baş kalanının hayatını takip ederken kendi hayatımızı askıya alıyoruz. Adeta parantez içinde kalmış bir ömür yaşıyoruz. Böyle olunca da aylar yıllar geçiyor ama bize ait bir hikâye oluşmuyor. Ruhumuzdan özümüze ilişkin bir kıvılcım çıkmıyor.