Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu suale bakalım Osho ne cevap vermiş:
“Evet, EGO insanın hastalığıdır. Çünkü, menfaat grupları senin hasta olarak kalmanı ister. Onlar senin sağlıklı ve sağlam olmanı istemez. Senin sağlıklı ve sağlam olman menfaat grupları için bir tehlikedir. Bu yüzden hiç kimse basit olmak istemez, hiç kimse bir şey olmamak istemez. Ve benim tüm yaklaşımım senin kendinle barışık olman, varlığını kabul etmendir.
Bir şey haline gelmek hastalıktır, olmak sağlıktır. Ancak sen basitliği, bütünlüğü, sağlıklı olmayı, mutluluğu tatmadın. Senin toplumun sana tek bir an dahi izin vermedi. Bu yüzden sen sadece tek bir yol biliyorsun: EGOnun yolu…”
Şimdi, bu direkt alıntılı girizgahtan sonra meselenin özünün daha iyi idrak edilmesi adına şöyle bir ekleme yapmak isterim:
İnsanların bir öz benlikleri vardır, bir de toplumsal benlikleri…
Öz benlik, bizim doğuştan gelen özelliklerimiz ile taşıdığımız potansiyel ve yeteneklerimizin mahsulüdür. Öz benliğimize uygun şeyler yaptığımızda bu dünyaya geliş amacımızı gerçekleştirmiş oluyoruz. Toplumsal benlik ise dış dünyanın geri bildirimleri ile diğerlerine daha hoş görünmek, toplum tarafından kabul görmek için, başkalarının hoşlanacağı gibi olmaya çalışan tarafımızı temsil eder. Ve tam da bu bağlamda, Osho’nun belirttiği özellikle şu “üç şey” sizi aslında başkalarının kölesi yapar: “Sevilme isteği, beğenilme isteği, takdir edilme isteği…”
Yani, bu toplumsal benlik olarak tabir ettiğimiz, bizim etrafımızdaki insanların değer verdiği şeylere önem vermeyi öğrenen parçamız aslında Osho ’nun hastalık olarak adlandırdığı EGOnun ta kendisi…
İnsanın EGOsu, illüzyon bir benlik yaratarak öz benliğinin farkına varmasını engeller. İllüzyon benlik, EGOnun kendini pek çok yolla