Ölmek değil, onu pek idrak edemiyordum, hiç olmak anlaşılması imkânsız bir şeydi, yani aslında korkulacak bir şey değildi ama ölmenin kendisini idrak edebiliyordum, hep korktuğun şeyin şimdi başına geldiğinden kesinlikle emin olduğun ânı, hep olmayı istediğin kişi olma şansını ebediyen kaybettiğini, şu anda her kimsen çevrendekilerin seni hep öyle hatırlayacağını aniden anladığın ânı tahayyül edebiliyordum. İnsanın boğazını bir şey sıkar gibi olurdu herhalde, bir kapı açılıp da oradan nurlar saçılır gibi olmazdı ya da hep tanıdığın ve hoşlandığın, hatta sevdiğin bir kadın ya da erkek o kapıdan uzanıp da seni dinleneceğin, huzur bulacağın bir yere, bir sonsuzluktan ötekine tatlı tatlı çağırıyor gibi olmazdı.