Yunus Emre’de aşk, mutlulukta sona erer; bu bakımdan mutluluk, aşkın en yüce mertebesi ve onun olgunlaşmış meyvesidir. Aşk, hareketliliği ve hareketi, varoluşu ve varoluşun gerçekleşmesini temsil ettiği halde mutluluk sükûnet halini ve mutlak sükûnu, yokoluşu ve yokluğu temsil eder. Bu yüzden âşık, yolda yürüyen ve arayan demektir; halbuki mutlu, menzile ulaşan, aradığını bulan ve maksadına erendir. Mutluluk, âşkın sona ermesidir. O halde âşk başlangıç, mutluluk sondur.
O halde sonuç olarak diyebiliriz ki, Yunus Emre’ye göre dünya bizatihi kötü ve yerilecek bir şey olması şöyle dursun tam aksine, çok değerli bir nesnedir; çünkü Tanrı aşkının tecelli ettiği, büyük bir aşk kitabıdır. Bu aşk kitabını okuyabilen, kendini onda bulur. Okuyamayıp da, gözü onun süsüne ve nakışlarına takılan onda oyalanır kalır.
Yunus için gerçek dervişlik, halk yolunda dervişliktir; çoğunun anladığı gibi Hak yolunda değildir. Çünkü, halka hizmet Yunus anlayışına göre, Hakk’a hizmettir. Bu nedenle Yunus’ta dervişlik, yaşanan bir hâldir; yoksa kavramsal bir düşünce değildir. İşte bunun için Yunus’un dervişliği zor bir dervişliktir. Çünkü dervişlik dünyanın geçici güzelliklerine ve çekici zevklerine aldanmamak demektir. Yunus anlayışına uygun dervişlik, insanın kişisel benliğini yok eden; daha doğrusu onu “toplumsal” benliğe dönüştüren oradan da “İlâhi” benliğe yükselten bir dervişliktir.
Yunus ‘ a göre insan kurtuluşuna ve gerçek hürriyetine, dünya perdesini yıkmakla kavuşabilir. Ne var ki, bu perdeyi yıkmak kolay değildir. Bu, Yunus’ un deyişiyle hakiki bir dervişliği gerektirir.
Âlemdeki her şey, madde ve cisim olarak Tanrı’nın aşıkının bir uzantısıysa ve Tanrı her şeye sevgisi ve muhabbetiyle ulaşmışsa, insanın da ona ulaşabileceği gerçek ve düz bir yol vardır; bu da Yunus’a göre aşk yoludur.