"Ama, 'savaslarin en burügü
tendi nefsimizle olandir' buyrulmustur. Tam
isisa eristigimizi düsündügümüz anda, bakar-
sin gönlümüzde bir agirlk peydah olur, bizi
volumuzdan alikoyar. Nilüfer çiçeklerinden
bir pranga sarilir ayaklarmiza, yürümemize
engel olur. Oysa bizim yolculugumuzda esas
olan hafifliktir; gönlünümüz o ilahi asktan
baska yükü tasiyamaz. Ruhumuza pranga ola-
cak her türlü bagi çözüp atmak gerekir. Dervis
odur ki, bedenden soyunsun, candan syrilsin,
duygudan kurtulsun. Lakin bu is kolay degil-
dir, dervis düse kalka yürür, gün gelir turna
olur gökyüzünde kolayca uçar, gün gelir yalçin
daglarin arasinda yolunu kaybeder, gün gelir
güçlü nehirler gibi gürül gürül akar, gün gelir
susuz cöllerde sürünür. Iste senin baban simdi
suz cöllerdedir, dipsiz kuyularda çikas ara-
akta, dalgasiz denizlerde rüzgâr beklemekte-
dir. Onun vicdaninda bir leke vardir, kalbinde
bir dügüm. Iste o dügüm sensin. Bedeninden
soyundugu, canindan siyrildigi halde, sana
olan duygular onu asagi çekmekte, semaya
(ikmasina engel olmakta."
… Nefslerinin kölesi olmuş insanlar göremese bile, bir perde vardır ve o perdenin ötesinde gerçek özgürlüğün, gerçek huzurun, gerçek mutluluğun olduğu bir dünya vardır. Çünkü orada herkes Tanrı’nın bir parçası olacaktır.
Gönül ile aşk yüz perdeden soyundu
Her ikisi yan yana, can cana oturdu.
O anda ikisinin arasında Cebrail girecek olsa dahi
Aşkın ateşinden kurtulamaz çayır çayır yanardı
…” İşte bu sebepten dervişe yalnızlık gerek buyrulmuştur. Dervişin dermanı, kendi derdinin içindedir. Ama bu derdi tek başına çekmelidir. Yoksa yakınları da ortak olur bu derdi çekmeye. Ki dert onlar için derman değil, ilettir.”
Her yol çare değildir, bizi hakikate götüren yol çaredir. Londra’nın beni hakikate götüreceğini şüpheli, ama bu yola girmekten kendimi alamayacağımı da çok iyi biliyorum. Savaşların en büyüğü kendi nefsimizle olandır, buyurmuştu Hazreti Muhammed. Söylemek zoruma gidiyor ama galiba on mücadelenin ilk Muharebesini kaybettim ben. “Ama savaş hala sürüyor” …