Soğuk içine işledi ve kendini tüm bu eşyaların ortasında bir yabancı gibi hissetti.
Bu yatakta kimler uyumuş, koltukta kimler oturmuştu; ağlamaklı bir halde baktığı aynaya daha önce kimlerin bakmış olduğunu düşündü.
Hiç bilmedigi bir ülkedeki bir yabancı gibi içi korkuyla doldu; hiçbir şey onun için tanıdık değildi ve bu duygu içini buz gibi bir havayla doldurdu.
Karanlıkta ışığın parlyor.
Bilmiyorum, nereden geliyor.
Çok yakındaymış gibi görünüyor,
Oysa o kadar uzak ki.
Adını bile bilmiyorum,
Ama ne olursan ol;
Parla, parla küçük yıldız!
(Eski bir Irlanda çocuk şarkısından)
Madde neydi, mana neredeydi? Yasam
nerede bashyordu, hayal nerede bitiyordu
artik kestiremiyordum. Parmagima baktim,
Sems'in verdigi yüzük yoktu. Sems gerçekten
de görünmüs müydù bana, babamla bulus-
mus muyduk, onu bagislamis miydim, o artik
semaya çikabiliyor muydu, o ölmüs müydù?
Hicbir seyden emin degildim ama bu rahatsiz
etmiyordu beni. Cünkü derin bir huzur vardi
içimde, büyük bir mutluluk. Bilmemenin mut-
lulugu, anlamadan kabul etmenin huzuru, dü-
sünmeden hissedebilmenin doygunlugu. Bil-
mek her zaman güzel degildi. Anlamak sevinç
vermiyordu her zaman. Cözmek akli doyursa
da ruha iyi gelmiyordu.